2 Ocak 2014 Perşembe

İnorganik Varlıklar



İNORGANİK VARLIKLAR

İnorganik varlıklarla baş edebileceğinize inanıyorsanız onları tanımaya çalışmakla başlamalısınız. İnorganik varlıkların meraklı bir doğası vardır. Onlardan korkmadığınızı ve dilerlerse görünebileceklerini ama istemezlerse yollarının açık olduğunu sesli olarak söyleyebilirsiniz. Yatmadan evvel bu isteği tekrarlayın. Ben şu cümleleri kullanırım: “Lütfen gel ve kim olduğunu göster, konuşalım.”

Astralde gözünüzü açtığınızda öncelikle yalnız olmadığınıza dair güçlü bir his duyar ve varlığın yakınınızda olduğuna anlarsınız. O zaman bu cümleyi yenileyin. Onu görmek için enerji gücünüzü kullanın. Sureti karşınızda belirecek ve enerjiniz yettiği sürece kalmaya devam edecektir. Ona sorular sorun, cevaplamaktan memnuniyet duyacaktır. Astralde bu soruları sorabilmek için öncelikle normal fiziki gerçeklikte onları sormayı niyet etmiş olmamız lazım. Bu niyet bilinçsizce dahi olabilir, tıpkı bir şeyi içinden geçirme gibi… İnorganik varlıklar büyük potansiyele sahiptir ve insanı hayal dahi edemeyecekleri yerlere götürürler.

Varlıklar rüyalara girer önce…:) Sonra biz geliştikçe, (gelişmemizi isterler), astral/enerji bedenimiz fizik bedene benzeyecek forma geldikçe varlıklar da gelir, bazen işlerin rengi de değişir…

(Astral Kapılar kitabından)

Gezi Parkı Olaylarının Metafizik Senaryosu



Gezi’nin Metafizik Senaryosu

Şimdi kadim zamanlardan günümüz gerçeğine dönerek, bu yıl (2013) ortasında yaşanan siyasi gerginliğin metafizik arka planına bir göz atalım.

Mart ve Nisan ayında, yaklaşan bir gerilim veya afetle ilgili işaretler gelmeye başladı rüyalarımda. Afetin ne olduğunu anlayamıyordum. Enerji tesiri tek defada değil, birkaç defada geliyor, periyodik olarak tekrar ediyordu. Bazen yaklaşan depreme ait görüntüler, bazense büyük bir fırtınaya ait vizyon ve sesler algılıyordum. Sokaklar fırtınanın sürüklediği ağaç dalları ve poşetlerle doluyor, her yer toz, duman, pislik ile doluyordu. Bu olayın ne olduğunu görmeye çalıştıkça, senaryolar farklılaşıyor ve dolayısıyla bir karara varmama engel oluyordu. 30 Nisan gecesi niyet etmek suretiyle üstatlardan bir açıklama isteğinde bulundum. Karşılık olarak “25 Mayıs de!” sözlerini kesin bir üslupla dikte eden bana ait olmayan bir ses duydum. Sonrasında “Ne olacak peki?” diye sorduğumda, karşılık olarak bir TV programında binaların sağlamlığı üzerine tartışan iki uzmanın görüsü geldi. Emirde “De!” dediği için, vizyonun mecazi olduğunu sezerek internet ortamında sadece “25 Mayıs’ta bir şey olacak.” şeklinde paylaştım.

21 Mayıs’ta “Son günlerdeki işaretleri Allah hayra çıkarsın,” diyerek okuyuculardan geri bildirim istedim. Gören sadece ben değildim. Bir karışıklığa, gerginliğe ait çok sayıda görüler olduğu meydana çıktı. 25 Mayıs yaklaştıkça iyice tedirginliğe kapıldım. 25 Mayıs gecesi, “öte taraftan” olan son enerji darbesi inmek suretiyle, Gezi olaylarının geri dönülmez çarkı başlatıldı.

Hepimizin bildiği gibi, “27 Mayıs 2013 tarihinde iş makinelerinin parka girmesinin ardından bu haberin sosyal medya aracılığıyla kısa sürede yayılması sonucunda bazı aktivistlerin parka gidip çalışmaları durdurmaya çalışmasına polis orantısız müdahalede bulundu.” (Vikipedi) 

Ülke aniden bir gerilim ortamına sürüklendi. Yaşam tarzlarına müdahale edilmesinden bıkkın olan gençler, orta yaşlılar ve büyükler, çocuklar, anne ve babalar hep birlikte meydanlara doluştu. Peki, bu olayın durup dururken çıkmadığını kaç kişi biliyordu?

Bakın size Gezi olaylarının metafizik senaryosunu paylaşayım:

(Astral Kapılar kitabımdan)

Rüyalarla İletilen Sırlar: Atalar Adına Özür Dileme



Atalar Adına Özür Dileme

06.09.2012 – Hristiyanlara ait bir mezarlıktayım. Mezarlık çok düzenli, süslü, yeşil. Her bir mezarın başında bir heykelcik var. Özenle koyulmuş 8-10 cm boylarında melek, kuş gibi heykelcikler. Bu süslerle ilgili bir sorun olduğunu biliyorum. Onları mezarlardan çalıyorlarmış. Çalmaları anormal değil, çünkü çok güzeller, kıymetliler… Dayanamayıp ben de iki tane kuş benzeri heykelciği çantama indiriyorum. İndirir indirmez de pişman oluyor ve geri koymak istiyorum. Tekini koyuyorum, tam ötekini de çantadan çıkaracakken ben, bir adam yaklaşıyor. Adam 40–45 yaşlarında, güzel yüzlü (ama suçiçeği geçirmiş gibi bozuk ciltli), kısa açık kumral saçlı biri. Yabancı adamın giydiği body kaslı omuzlarının gücünü ele veriyor. Bu adam, mezarlıkta koruyucu gibi biriydi. Yerine koyamadığım heykelciği düşününce çok ama çok utandım. Ona çaktırmadan çıkarıp koydum. “Teşekkür ederim” dedim, çünkü beni vicdan azabından kurtarmıştı. Teşekkürle birlikte dudaklarından kısacık öptüm. Bana hata yaptırmadığı için minnettardım. Sonra o da kısa öptü, beni bağışlamıştı. İngilizce 2–3 cümle ettik ama ne olduklarını anımsamıyorum.

İkinci rüya çok korkunçtu. ABD’nin askeri eğitimlerini izledim. Genişçe asfalt bir yol üzerine askerleri indiriyorlar. Kadınlı erkekli askerler koşmaya başlıyor. Yeterince hızlı koşamayanları, peşlerinden gelen tanklar çiğneyip biçiyor. Her taraf insan parçaları ile doldu. Eğitim toplu bir kıyıma dönüşmüştü. İnsan cesetleri, kan ve et parçaları caddeleri doldurmuştu. Korkuyla uyandım.

İki farklı rüya. İlki tarihin gerisine ait, ikincisi aynı geceye ait. İlk rüyanın ne anlama geldiğini asla bulamayabilirdim… Eğer bir sabah programında günün önemini söylemeselerdi. Rüyayı gördüğüm tarihe bakarsanız, bir yıldönümüne denk geldiğini fark edebilirsiniz. Ben TV’de duymasaydım fark etmezdim. Çünkü hem tarih çok eski, hem beni ilgilendiren bir olay değil, hem de göçmen olmam sebebiyle daha eski tarihlere ait (devrimler, iç karışıklıkları v.s) bilgim çok zayıf. TV’de 6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da yaşayan başta Rumlar olmak üzere azınlıklara karşı yapılan tahrip ve yağmanın yıldönümü olduğu söyleniyordu. Olayları Vikipedi şu şekilde açıklıyor.

“İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli'deki Haylayf Pastanesi'ne yapıldı. Ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu'na geçerek gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte önce Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı. İstanbul'daki Rum azınlığın ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Rum vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı. 7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5.000'den fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal sokaklara saçılıp, yağmalandı.

İstanbul'un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapıldı. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler.

Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortadoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.


İzmit ve Adapazarı’ndan gelen yağmacılar geri dönmek üzere Haydarpaşa İstasyonu'na geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalandılar. Bunların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıktı (örneğin Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi.)

Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven'in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara "ölü olmasın" emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven'e göre resmi rakamlara göre altmış olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikâyette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir.

4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.”

Beni en çok ilgilendiren kısmı, mezarlıkların da yağmadan nasibini almış olması bölümü oldu. Kuş ve melek heykeli olarak gördüğüm süs eşyaları gerçekten de çalınmıştı (haç ve ikonalar) ve ben onları çalanlardan biriydim! İyi de olay 1955’te olmuştu ama ben o zaman doğmuş değildim. Anne-babam henüz 5 yaşındaydılar ve Türkiye’de değillerdi. Hangi genetik miras, hangi hafıza mirası bana bu görüntüleri iletiyor olabilirdi? Tüm toplum adına neden ben özür diliyordum? Geçmiş zamana ait ilk defa bu kadar net ve doğrulanabilir bir haberci rüya görüyordum. Tarihin çok eski devirlerinde bir aslan kral olduğu veya Vietnam’daki savaşa ait hükmü görmekten çok farklıydı. Kesindi, açıklanabilirdi ve üstelik duygu barındırıyordu. Öncekiler daha çok bilgi olarak ve bir tarihsel sahneyi gözlem olarak ortaya çıkmıştı. Orada pasiftim, seyirciydim. Bunda aktiftim ve sorumluluk hissediyordum.

Ortalığı kan revanın götürdüğü ikinci rüyayı, onun inen enerjisini almamdan dolayı görmüştüm. Negatif enerji inişinin onu hisseden zihinler tarafından tıpkı bir dekoder gibi görüntü ve sese çevrilebileceğini söylemiştim. İşte bu rüya da bir “dekoder” eseri. Sabah ilk işim gazetelere bakmak olunca… kanım dondu. Gece Afyon’da cephanelik patlamıştı. 25 kişi parçalanmıştı. Ortalıkta komplo senaryoları dolanıyordu ama ben itibar etmedim. Çünkü olayın aslını görmüştüm, sembolik bile olsa… Bilgiyi veriyordu. Trajedide yabancı bir gücün parmağı yoktu. Beceriksiz ve acımasız yönetimin bir ürünü, bir eğitim zayiatıydı… Neden askerleri ABD’li olarak gördüğüm konusuna gelince… Bu konuyu siyasetle ilgili olanlar daha iyi açıklar. Neyimiz Türk olarak kaldı ki bizim?

Daha başka bir açıdan bakıldığında, iki rüyanın aynı tarihte olması, bir tür ilahi adalet veya bedel ödeme olarak algılanabilir… Kuran’da da söylendiği gibi, “Allah zulmetmedi onlara, onlar kendi kendilerine zulüm ettiler…” Veya……

(Görüş Dışı kitabından)

Renan Seçkin Kimdir?




Araştırmacı yazar Renan Seçkin, metafizik - parapsikoloji - mistisizm alanındaki araştırmaları ve deneysel çalışmaları ile okuyucuların ilgisini çekmektedir. Kehanetler, haberci rüyalar, fizikötesi boyutlarla ilgili bilgiler, beden dışı deneyimler, astral gözlemler, astral teknikler, varlıklar dünyası, musallat bedensiz varlıklar v.b. yazarın en çok üzerinde durduğu konular arasında. Bu alanda yayınlanmış 10 kitabı olan yazar, aynı zamanda Mavi Kalem Yayınevi'nin sahibidir. Çalışmalarından arta kalan zamanlarda yoga ve enerji çalışmaları yapmakta, ders ve danışmanlık hizmeti vermektedir.