2 Ocak 2014 Perşembe

Tantra'da Sağ-El Yolu ve Sol-El Yolu



SAĞ-EL YOLU VE SOL-EL YOLU

Tantra geleneği, iki temel yönteme bölünür: Vama Marga veya Sol El Yolu ile Dakshina Marga – Sağ El Yolu. Çağdaş insan için, iki yol arasındaki ayırım, kadın ile erkek arasındaki cinsel birleşme ritüelinde saklıdır. Her iki yol cinsel çekim duygusu ile çalıştığı halde, birinde fiziksel (cinsel) birleşme, diğerinde mental (ruhsal) birleşme söz konusudur. Maithuna ve o durumda ortaya çıkan ileri gücün kullanımı, Sol El Yolu’nun pratiğidir. Sol El Yolunda cinsellik doğal şekliyle, olduğu gibi yaşanır. Partnerlerin enerjik, ruhsal ve mental iletişimi, cinsel birleşmeyle sonuçlanır. Sağ El Yolu’nda ise kadın ile erkek arasındaki etkileşim sadece mental ve enerji düzeyinde gerçekleşir. Her iki uygulamada hedeflenen kazanım, Kundalini’ni enerjisinin uyarılması ve aktivize edilmesidir. Gerek cinsel birleşme ayinleri ile gerekse mental düzeydeki enerji çalışmalarıyla çiftler bu enerjinin yolunu açmayı gaye edinirler. Peki, Kundalini dediğimiz kuvvet tam olarak nasıl bir şeydir? Daha önceki yazılarda, insanın materyal ve enerjik bedenden meydana geldiğini anlatmıştım. Enerjik bedenin üzerinde, enerjinin yoğun faaliyette bulunduğu ayrı bölgeler olduğunu dile getirmiştim. Bunlar, yedi adet çakra kanalıdır. Fiziki ve enerjik bedenlerin durumları birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Enerjik beden (astral beden, ikiz beden), materyal bedenin dublesi gibidir. Fiziki bedenimizle yaptığımız negatif hareketler,geçirdiğimiz travmalar enerjik bedende yansıma bulur ve tersine, enerjik beden içerisindeki zayıflamalar, enerji akışındaki düzensizlikler, fiziksel bedende anomalilere yol açar, vücut sağlığında bozulmalar olur. Şu halde, kadın-erkek arasındaki fiziksel-cinsel aktivite, aynı zamanda enerjik bedende, enerji düzeyinde de gerçekleşmekte ve enerji kanallarına, yani çakralara etki etmektedir. Hepimizin bildiği böyle bir etkileşim, nefes ile beden arasında da vardır. Nefesimizi düzenlemekle fiziksel beden, oradan da enerjik beden fonksiyonları ile oynayabiliriz. Sevişmenin enerjik beden üzerindeki etkisi nefesin yarattığından kat kat fazladır, çünkü işin içine duygularımızı da karıştırmış, “ruhumuzu” da katmışızdır. Enerjik beden üzerinde, tutkulu bir sevişme kadar derin bir etkiye neden olan başka bir pratik yoktur diyebiliriz. Kundalini dediğimiz uyuyan potansiyel kuvvet, varlığını daimi olarak enerjik bedende sürdürürken, işte böyle anlarda onu fiziki bedenimizle hisseder hale gelebiliriz.

Renan Seçkin

Kundalini



KUNDALİNİ

Sanskritçe’de Kundalini, yılan biçiminde kıvrılmış, normal şartlar altında iken saklı bir yerde uyuyan güç veya enerji anlamına gelir. Bilindiği gibi yılan, güç ve bilgeliğin sembolüdür. Kundalini’nin kendisi de bilgelik gücünün ta kendisidir. Uyuyan yılan, bu gücün henüz kendisini ortaya çıkarmadığını sembolize eder. Kundalini uyandığında, bu mucizeyi hissetmemek olanaksızdır. Bu uyanış olayının sonuçlarını hemen fark ederiz. Kundalini’yi tecrübe etmek, eşi benzeri görülmemiş bir deneyimdir. Adeta fenomenal bir tecrübedir. Bu enerji istisnasız her bir insanda atıl durumda mevcudiyetini korumaktadır. İnsanüstü çaba gerektiren durumlarda, ağır stres ve aşırı fiziksel güç uygulanan zamanlarda kendiliğinden ortaya çıkabilmektedir. İnsan başa çıkamadığı bir durumla karşılaştığında gereken desteği sağlamak üzere geçici bir süre için uyarılan Kundalini sonradan kaynağına geri döner. Çünkü Kundali’nin tamamen ve sürekli olmak üzere uyanması için uzun çalışmalar gerekir, çeşitli nefes teknikleri yoga asanalarla çalışmak gerekir. Kundalini enerjisi kendini cinsel enerji, psişik enerji, aşk ve sevgi gücü ile bilgi gücü ve sanatsal ilham olarak gösterebilir. Onun tezahürleri, hayatın çeşitli alanlarında şaheserler yaratır. En değerli resimler, melodiler, edebi şaheserler Kundalini’nin getirdiği ilhamla yapılır.

“Uyuyan yılan” Kundalini uyandırıldığında, aynen yılanın gövdesini aniden dikleştirmesi gibi, birdenbire tüm kuvvetiyle kendini gözler önüne serer. İnsanı yeni bir ışıkla aydınlatırken, bambaşka biri haline dönüştürür. Sanskritçe dairesel enerji anlamına gelen bu enerji aktif olduğunda kuyruk sokumundan başlayarak omurga üzerindeki Sushumna ve çakralar üzerinden yukarı tırmanır. Hareketini sağlıklı olarak tamamlayan enerji, başın tepesinden dışarıya doğru akar. Adına bazen Shakti de denilen bu gücün depolandığı yer de kuyruk sokumudur. Kundalini bir kez harekete geçtiğinde ona direnmek bir hayli güç hatta imkansızdır. Süreci bazen yavaşlatabilmek mümkün olsa da, durdurmak veya geri döndürmek olanaksızdır. Kundalini’nin istem dışı aktivize olduğu durumlar, ilaç kullanımı, aşırı bedensel zorlanma, ağır stres, yaralanma ve sekstir.

Renan Seçkin

Kehanet mi Programlama mı? İnsan Kaderi Etkileyebilir mi - Değiştirebilir mi?



İnsan Kaderi Etkileyebilir mi - Değiştirebilir mi?

İnsanların çoğu kötü olayları önceden bildikleri takdirde onların gerçekleşmesinin önüne geçebileceklerini zannederler. Kişisel kaderlerini yönlendirip yapılandırabileceklerini ve hatta mutlak kaderden kaçınabileceklerini düşünürler. Bu amaçla çeşitli yöntemler kullanan, yetenekli olduklarını iddia eden kişilere giderler. Fakat genellikle olacakları önlemek için yaptıkları tüm denemeler faydasız olur. Amerikalı kahine Jane Dickson’un Robert Kennedy’yi onu bekleyen tehlikeye karşı uyarmak için giriştiği tüm çabalar sonuçsuz kalmıştı. Benzer durumlarda da kahinlerin verdikleri çabalar çoğunlukla amacına ulaşamaz.

Geleceği görme yeteneğine sahip birçok kişi, onun mutlak değişmez olduğunu öne sürer. Onlara göre gelecekte olaylar birkaç seçenekte gelişme özelliğine sahiptir. Bazı ünlü kahinler gelecek hakkında konuşmaktan tamamen kaçınırlar. Bir kişinin kaderi ile ilgili öngörüde bulunduklarında, dile getirdikleri öngörünün gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünürler. Çok seçenekli geleceğin öngörülen bir seçeneği ile ilgili konuşmaya başlandığı anda çark dönmeye başlar, o seçenekte belirlenmiş olan olay dizinine girilir. Şartlar ona göre oluşur ve değişir; bir bilgisayar programı benzeri, ekranda çıkan çeşitli seçeneklerden birine tıklar ve süreci başlatmış oluruz.

Dile getirilen kehanetin şimdiye ne şekilde etki ettiği konusunda değişik öneriler ortaya atılabilir. Kehanet, bir telkin olarak kabullenip, kendi kendini yürüten bir sürece neden olabilir. Üçüncü kişiler tarafından dile getirilen öngörüler, ilgili kişinin bilinçdışıtarafından telkin olarak kabullenip, ileriki zamanda onu gerçekleştirmek üzere bir zincirleme olay dizini başlatabilir. Kişi, gördüğü rüyayı kehanet olarak yorumlar ve bilinçdışı da buna inanırsa, kendi kendine bir otoprogramlama uygulayabilir. Dahası tüm gerçekleşmiş kehanetler bu türden bir telepatik veya otoendükleme olabilir. Veya olay daha da komplike olabilir – zaman denen gizem ve onun etkileriyle ilişkilidir belki de…



Kehanet Zaman İçerisinde Etki Eden Telkin midir?

Kehanetin programlama mekanizmasına dair parapsikologların bir teorisi vardır. Bu teoriye göre kehanetin inşa edilmesi basitçe şöyle izah edilebilir: Kahin bilincinde şematik bir görüntü veya taslak hazırlar, onu sözel olarak ifade eder. Bu ve başka (telepatik) yollarla görüntü diğer kişilerin bilincine iletir. Böylece oluşturulan taslak realiteye etki etmeye, onu şekillendirmeye başlar. Geleceğin tüm diğer olasılıklarının gerçekleşme imkanı ortadan kalkar. Öngörü yapan kişinin zihninde oluşturduğu imgelem, bilinçdışı çalışma yöntemlerinden biri ile ilgilidir. Buna göre alıcı tarafın zihnine iletilen imgelemi, görüntüyü (vizyonu), o zihnin bilinçdışı kısmı gerçek olarak kabul etmeye ve gerçekleştirmeye başlar. Başka bir deyişle öngörü sahibi, öngörünün ilgilisi olan kişiye bu vizyonu telkin eder, yükler, şartlar. Telkini alan bilinçdışı da onu normal realiteden ayıramayacağı için, bir an evvel gerçekleştirme yönünde olan tüm olası şartları hazırlar. Kişi, kendi geleceği ile ilgili bir öngörü, rüya veya başka şekildeki bir algıyı aldığında, bu gelecek algısı nasıl ki büyük oranda gerçekleşiyorsa, ikinci ve üçüncü kişilerden duyduğu veya zihnine kabul ettiği kehanetleri de aynı şekilde gerçekleştirmek üzere işleme koyar. Arada alıcının ve vericinin tek veya iki kişi olması dışında hiçbir fark yoktur. Gelecekle ilgili bir bilgi, ister kişinin kendisi tarafından algılanmış, isterse başkaları tarafından telkin edilmiş olsun, kendi gerçekleştirme mekanizmasını devreye sokar. Kehanet şu veya bu şekilde kendini yaratır. Bu birebir şeklinde de olabilir veya yakın benzerlikte bir senaryoyla da olabilir. Bunun sebeplerini de ilerleyen sayfalarda açıklayacağım.

(Zaman Aynası Kitabımdan)

Mitar Tarabich'in Kehanetleri



1829 yılında,Kremna adında küçük bir sırp köyünde dünyaya gelen Mitar, gelecekle ilgili olaylar görmeye başlar.Rahip Zahari Zaharich(1836-1918), Tarabich'in kehanetlerini, küçük bir bloknota kaydeder. Bulgar ordusunun 1943'te evini yıkmasıyla, yazılar kısmen zarar görür. Şu anda kehanetleri içeren bu tekst, rahip Zaharich'in torunlarından olan Dejena Malenkovicha'nın ailesinde korunuyor. Kehanetlerin büyük bir kısmı, Sırbistan'ın 19.yy'daki politik olayları ile ilgilidir. Biz, yrıntılara girmeden kahinin son dönemi kapsayan ''karanlık kehanetler'' olarak adlandırılan öngörülerinin en önemli kısmını veriyoruz:''İkinci Büyük Savaş sonrası dünya barış ve bolluk içinde yaşamaya başladığı zaman,h er şey acınası bir hayal ve kandırmaca olacak. Çünkü çoğunlukla Tanrı unutalacak ve insanlar sadece beyinlerine tapacaklar... Ve siz; peder, insan zekasının Tanrı hikmetine ve bilgisine kıyasla ne denli küçük olduğunu biliyorsunuz. Denizdeki tek damladan bile azdır..Adamlar, bir kutucuk icad edecekler. İçinde görüntülerle ilgili tertibatlar bulunacak(televizyon). Ama aletler, artık hayatta olmayan benimle irtibata geçemez... Halbuki görüntü cihazları,o hayata saç tellerinin birbirine yakınlığı kadar yakın olacaklar..İnsan bu görüntü cihazları sayesinde dünyada olan biten her olayı izleyebilecek.İnsanlar, yerin derinliklerinde kuyular açacaklar ve altın elde edecekler.(Petrolün diğer bir adı:siyah altındır).Bu altın, onlara ışık, hız ve enerji sağlayacak ve dünya gözyaşı içinde boğulacak; çünkü yüzeyde, derinliklerde olduğundan fazla altın bulunacak. Dünya bu açık yaralardan dolayı zarar görecek. İnsanlar tarlada çalışmak yerine, her yeri kazıyacaklar.Doğru ve yanlış yerleri. Fakat bu güç ve enerji, haberleri olmaksızın çevrelerinde duruyor olacak. Çok sonraları,a sıl enerjiye ulaşabilecekler ve her yeri kazmanın ne kadar aptalca olduğu anlaşılacak.Bu güç, (yenilenebilir enerji) insanoğlunun içinde de var olacak; fakat keşfedilmesi ve kullanıma geçmesi için uzun zaman geçmesi gerekecek. Böylece insan, kendini bilmeden,t anımadan uzun zaman yaşayacak.Bilge adamlar, kendi kitaplarına bakarak, her ilimi bildiklerini ve yapabileceklerini sanarak yanılırlar. İnsanın neye sahip olduğunu anlamanın, kendini bilmenin önündeki en büyük engel bu adamlardır. İnsanlar, bu bilgiye sahip hale geldiklerinde, bilge adamları dinlemenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu farkedeceklerdir. Bu olay gerçekleştiği zaman, bilginin ve gerçeğin ne kadar basit olduğunu görüp, daha evvel keşfedemedikleri için pişman olacaklardır.Sırbistan'da kadını erkekten ayırt etmek olanaksız hale gelecek. Hemen herkes aynı şeyi giyecek.B u felaket, sınırların ötesinden(Amerika) gelerek,uzun zaman devam edecek. Damatlar kim olduklarını bilmedikleri gelinleri alacaklar.İnsanlar,amaçsızca günlerini geçirirken, kayıp ruhlar gibi olacaklar. Babasının dedesinin kim olduğunu bilmeyen çocuklar doğacak. Her şeyi bildiklerini sanırken, aslında tüm olup bitenden habersiz olacaklar.İnsan, başka gezegenlere gidince cansız çöllerle karşılacak. Ve Tanrı onu affetsin..;Tanrı'dan daha zeki olduğunu sanacak..Orada, Tanrı'nın sonsuz barışı dışında bir şey göremeyecek; fakat kalbinin sezgisiyle onu, bütün güzelliğini ve hikmetini hissedecek. İnsanlar kulelerle(mekik..) Ay'a ve yıldızlara seyahat edecekler. Canlı hayat arayacaklar..;fakat bizimkine benzer bir hayat bulamazlar. O canlı hayat orada olacak; lakin onu göremezler... Canlı hayatın ne olduğunu anlayamazlar. Tanrı'ya inanmadan oraya giden kişi(belki de Amstrong olabilir),döndüğünde şöyle diyecek:''Siz,Tanrı'nın adını şüphe ile ananlar,benim bulunduğum yere gidin ve Tanrı zekasının ve gücünün ne olduğunu görün.İnsanlar,daha çok bilip,daha çok yapabildikçe,o kadar daha az birbirini sevip kollayacaklar.Öyle bir nefret hüküm sürecek ki..,bir takım makineler, insanlara en yakınlarından daha yakın olacak.(bilgisayar..) İnsan, kendi makinesine, en yakın komşusundan daha çok inanacak. Rakamların yer aldığı kitapları okuyup yazanların en çok bilgi sahibi olduğu sanılacak. Bu bilgeler, her şeyi rakamlara bırakacak ve sayılar onlara ne derse onu yapacaklar..Bilgelerin arasında iyiler de kötüler de olacak. Kötüler, kötülük getirecek. Havayı ve suyu mahvedecekler, mavi denizleri zehirleyecekler, insanlar bir takım hastalıklardan ölmeye başlayacak.(nükleer denemeler) İyi olan bilgelerse tüm çabalarının boşa çıktığını farkedince, sayıların yerine kendi içlerine dönecekler; düşünmek için.. Düşündükçe, tanrısal bilgeliğe yakınlaşacaklar. Fakat boşuna... Kötüler, artık tüm dünyayı mahvetmiş olacaklar ve gerçek ölüm gelecek..Acı, korkunç savaş başladığında, göğe uçacak olan savaş toplarına yeni bir cephane geliştirecek olan bilim adamları olacaktır. Bu cephane düştüğü yerde öldürmek yerine baygınlığa sebep olacak.(haarp silahı..?) Bu sihirle askerler uykuya dalacaklar. Böylece bayılanlar savaşmak yerine rüya görecekler; daha sonra bilinçleri geri dönecek.Bu ne zaman olacak? Bilemiyorum..Bana gösterilmiyor...İnsanlar şehirleri terk edip, köylere sığınacaklar. Nefes alabilmek ve su içmek için yeniden dağları ve ormanları arayacaklar. Kaçabilenler kendilerini ve ailelerini kurtarabilir, fakat hepsi değil..ve daimi değil; çünkü korkunç açlık baş gösterecektir.. Köy ve şehirlerde bulunabilen yiyecekler zehirli olacak.. Çok yiyecekler..;fakat doyabilmek için ağızlarını tıkıştıracaklar ve bundan dolayı ölecekler..Bu sıralarda,uzak rus şehirlerinde,Mihalo adında biri duyulacak.Aydın yüzlü ve barışçıl olacak.İnsanlar,onun gökte nasıl yürüdüğüne şaşıracaklar..,o ise ilk manastıra gidip çanları çalacak.Etrafında toplananlara:''Benim kim olduğumu ve de ölmediğimi unuttunuz..Oysa göğe canlı gitmiştim...'' diyecek.....Ve tüm halklar,Mihalo(Mesih..)'nun ardında yürüyecek.Dünya cennet bahçesine dönüşecek..Mihalo her yerde bulunacak ve en çok İstanbul'da..Ta ki tüm insanlar aynı dili konuşup,aynı inancı kabul edene kadar.Sonra memnun bir şekilde göğe dönecek..Savaş sırasında,kaçıp haçlı ormana saklananlar(belki de Mehdi ve yanındakiler..) kurtulacaklar..Sonra bolluk,mutluluk ve sevgi içinde yaşayacaklar..Çünkü,bundan başka savaş olmayacak...''