Vakti dar olanlar için Astral Seyahat olgusunu tanımlamak gerekirse:
Kısaca insanın fiziksel bedeni uyurken, bilincinin farklı bir ortamda açılması, fiziksel bedeninin uyuduğunun bilincinde olması ve kendini bulduğu ortamın izin verdiği şartlara göre hareket etmesidir. Astral seyahatin ne olduğunu anlamak için öncelikle boyutlar sistemini ve insanın katmanlı beden-bilinç yapısını bilmek gerekiyor. İnsan fiziksel bedenden ibaret değildir. Eterik duble, astral beden, mental beden, ruhsal bilince sahiptir. İlk üçü formlu ve ölümlüyken, dördüncüsü (ruhsal bilinç) formsuz ve dolayısıyla ölümsüzdür. İnsanın fiziksel bedeni uyurken astral bilinci açılırsa, astral bedeni ile hem bu dünyanın astral yansımasında hareket edebilir hem de gerek elementallerle, gerek bizim yarattığımız arzu ve düşünce formlarıyla dolu olan gerçek astral mekanda bulunabilir. Bu yer, tıpkı birleşmiş milletlerin toplantı salonu gibidir. Daha yüksek hiyerarşilerden varlıkları da orada görmek mümkündür. Burada fiziki bir sınır olamayacağı için sınırlamalar ancak oraya "çıkmayı" başarmış insanın bilinç genişliği kadardır. Bilinç ne kadar keskin ve yüksekse, o kadar serbest olur ve görüp deneyimlediği alan da genişleyip çeşitlenir. Özetle astral deneyimler, hem yaşadığımız dünyayı hem de astral mekanı kapsar ve olağanüstü çeşitlidir. Astral deneyime rüya içinden kademeli geçiş yapılabilir veya yakaza halinden geçilebilir. Örneğin rüyada pijama ile sokakta olduğunu fark etmek, ellerini görmek, aynada kendini görmek gibi astral bilinci açan kodlar kullanabiliriz. Sevgiler..
7 Kasım 2017 Salı
KADİM IRKLAR TEORİSİ
Teozofik bilgilere göre insanlığın gezegenimiz üzerinde geçirdiği evrim ve 5 Kök Irk özetle şu şekildedir:
1. KÖK IRK – BUGÜNKÜ HİMALAYALAR CİVARI
İlk
insan ırkı, Ay Atalarının eterik bedeninden kopuş yoluyla yaratılan, sicim gibi
uzayan, insandan çok balçığa benzeyen solgun bir şekildiler. Yahudi kutsal
metinlerinde yer alan bu ikinci Adem’in dünyevi bilinci son derece zayıftı. Maddi
olanla bağlantısı kopuk, sadece ruhla bağlantılıydı ve cinsiyetsizdi. Bölünme
yoluyla ürüyordu. Tek bir fiziksel duyusu vardı, o da işitme duyusuydu.
2. KÖK IRK – HİPERBOREA KITASI
İlk
ırkın bedeni, ikincinin eterik katmanını oluşturdu, yani ilk ırk, ikincide
eridi. Bu İkinci insan ırkı, ruhsal bilincin yanında zayıf bir sezgisel bilinç göstermişti.
İlk ırkın işitme duyusuna dokunma duyusu da eklendi. Bu insansılar, altın
sarısı renkteydiler ve uzayan bir ağaca veya hayvana benzeyen varlıklardı. Ter
damlacıklarına benzer şekilde ürüyorlardı. Daha geç zamanda, kendi alt
ırklarında cinsiyetler doğdu.
3. KÖK IRK – LEMURYA
İkinci
ırk iki alt ırka ayrılmıştı, üçüncü ırk, da üç alt ırka ayrıldı.
Ruh-sezgi-bilgelik üçlemesi gösterirdi. Yumurta biçimli üremenin başladığı bu
kırmızı ten rengindeki androjen varlıklara üçüncü duyu olarak görme duyusu
eklendi. Bu devasa boya sahip hermafrodit varlıkların tek bir “3. gözleri” vardı
(Efsanelerde Tepegöz adını alırlar.). İnsan ırkının gelişimini gözetlemek,
evrimini takip etmek ve bir ırkın bitiminde en uygun örnekleri (seçilmiş
insan-tohumları) koruyup, bir sonraki ırkın Havva ve Ademleri olmalarını
sağlamak için ŞAMBALA adıyla kurulan yeraltı idare merkezi onların devrinden
kalmadır.
4. KÖK IRK – ATLANTİS
Birinci ırk kolu – ASURALAR enkarne
olurlar. Asuralar, maddenin kaba ama bir o kadar da aktif ve güçlü
kuvvetlerinin temsilcileri olarak evrimin aydınlık-karanlık yanlarının açığa çıkmasında,
çatışma-evrimleşme sürecinde büyük bir rol oynadılar ve evrime güçlü bir itici kuvvet
verdiler. Bu ırkta 3.gözle birlikte diğer iki göz gelişir ve üçüncü gözü baskılar,
kadın erkek cinsiyetleri ayrılır, yönetim tanrısal krallardadır.
İkinci ırk kolu–TLAVATLİLER
Üçüncü ırk kolu – TOLTEKLER. 3.göz beyne
gömülür ama tam olarak körelmiş olsa bile bugün Tolteklerin torunları onun
etkisi sayesinde astral ve metafizik tesirlere karşı hassasiyetlerini korurlar.
Kara büyü bu ırkın sonlarında başlar. Toltekler bilimde, eterik madde
teknolojisinde ve simyada çok ilerlediler, silahları icat edip kullandılar.
Altın Çağ söylencesi, işte bu Atlantis’in en yüksek gelişmiş, masalsı devrinden
kalma bir efsanedir ve bizim medeniyet seviyemiz onlara yakın bir düzeye
geldiğinde, aynı hataları yapmamak için çok dikkatli olmak gerekir. Toltek
ırkının bitişine doğru insanlığın yeterince geliştiği ve kendi kendini idare
edilebileceği farz edilerek yönetim tanrısal krallardan insan-krallara geçer.
Dördüncü ırk kolu – TURANLAR, son derece
güçlü, kavgacı bir ırktırlar. Bu ırkta kara büyücülük, şehvet, maddecilik en
yüksek seviyeye varır ve ruhsal kirlenme, temizlenmesi imkânsız bir safhaya
yükselir. Bu yüzden Şambala, Atlantis’i yok etme kararını verir ve Nuh Tufanı
meydana gelir. Bu arada Tufan’dan kurtulan ve günümüzde ismi yaygın olarak Hermes
olarak bilinen bilge, Atlantis medeniyetine dair bilgileri Kadim Mısır’a
kaçırır. Aslında her ırkın sonlanışında onun mirasını koruyup kaçıran birer
“Hermes” vardır.
Beşinci ırk kolu – SAMİLER
Altıncı ırk kolu - AKADLAR
Yedinci ırk kolu - TURAN KÖKENLİ
MOĞOLLAR
Bugün yeryüzündeki nüfusun büyük çoğunluğu hala 4.
Irktandır…
5. KÖK IRK – BUGÜNKÜ KITALAR
ARYANLAR
(Hitler’in takıntısı ARİ IRK), bugünkü mirasçıları Teutonlar – orta Avrupa
halklarıdır ve bu ırkın 6. ırk kolunun son başarılı üyeleri 6. kök ırkın da
ataları olacaktır. Günümüzde doğan çocuklardan bazıları onların öncüleridir ve bunların
özelliklerine bakarak altıncı ırk hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Doğuştan vegan
ve vejeteryan olan, çiçeklerle, otlarla, hayvanlarla konuşan, yüksek psişik
güçleri olan, bilgelik ve empati ile doğan çocuklar, Silikon Vadisi’nin
dâhileri vs.…
kaynak: Annie Besant - İnsanın Soy Ağacı kitabı
17 Ekim 2017 Salı
HİPERKÜP'E GİRİŞ
Bizler, Homo insan cinsinin Sapiens türüyüz. Tarih
sahnesinden silinen Homo Rudolfensis, Homo Erectus, Homo Neandertalensis ve
diğer insan türlerinden bizleri ayıran şey bilişsel özelliğimiz, dil kullanma
becerimizdir. Bu beceri, sadece bir defasında, bir dişide mutasyon yoluyla meydana geldi. Yararlı bir mutasyon olduğu için bu
tek dişiden gelecek nesillere yayıldı, türü güçlendirdi ve DNA kopyalama
yoluyla bugün insanlık dediğimiz medeniyeti meydana getirdi. Dikkat ederseniz
bu mutasyon öyle radikal bir sıçramaydı ki bir anda insanı diğer hayvanlardan
ayırdı ve gezegenin kralı haline getirdi. Eğer bu devrimden evvel böyle bir
şeyin mümkün olduğunu söylemeye çalışabileceğiniz bir zekâ bulsaydınız,
muhtemelen “Dil ve yazı mı? Bilişsel ve sosyal yetenekler mi? Bu bir delilik!
Taşların dile gelmesinden farksız bir şey!” gibi bir cevapla karşılaşırdınız.
Ama işte oldu ve bugün o büyük büyük büyük anamız sayesinde düşüncelerimi size
bir kitap formatında aktarabiliyorum.
Şimdi
böylesine yararlı bir başka mutasyonu geçirebileceğimizi farz edin. Hatta belki
bazılarımız geçirmiş bile olabilir. Nasıl ki tek bir hamlede beyindeki bilişsel
yetenek ortaya çıktıysa ve insanların konuşma diline dayanan örgütlü bir toplum
kurmasına vesile olduysa yine tek bir hamlede, onu daha da yukarı çıkaracak bir
mutasyon meydana gelemez mi? Veya getirilemez mi? Bu her zaman, her doğan yeni
bir bebekte olabilir. Mutasyonlar her zaman oldu ve olmaya devam ediyor. Ayrıca
bugün bilimin geldiği seviyede artık genlere yapay olarak müdahale
edilebiliyor…
Yuvah
Noah Harari, Homo Sapiens kitabının “Homosapiens’in Sonu” bölümünde şöyle
dikkat çekici bir paragrafa yer veriyor: “Geliştirilmekte olan tüm projeler
içinde en devrimci olanı, bir bilgisayarın hem insan beyninin elektrik
sinyallerini okumasını sağlayan, hem de aynı anda beyne okuyabileceği elektrik
sinyalleri aktaran bir beyin-bilgisayar arayüzü tasarlama çalışmasıdır. Bu tür
arayüzler beyni doğrudan internete veya pek çok beyni birbirine bağlayıp bir
çeşit beyin interneti kurarsa ne olur? Beynin kolektif bir hafıza bankasına
doğrudan erişimi olursa insan hafızasına, bilincine, kimliğine ne olur? Böyle
bir durumda örneğin bir siborg bir diğerinin anılarına ulaşabilir. Bu anıları
duyumsamak, bir otobiyografide okumak ya da hayal etmek değil, doğrudan sanki
kendi anılarıymış gibi onları hatırlamaktan bahsediyoruz. Zihinler kolektif
hale geldiğinde kişinin kendisi veya toplumsal cinsiyet kimliği gibi kavramlara
ne olur? Hayal sizin zihninizde değil de kolektif bir hayaller deposundaysa
kendinizi nasıl bilebilir veya hayalinizin peşinden nasıl gidebilirsiniz? Böyle
bir siborg artık insan değildir, hatta organik bile değildir, tamamen farklı
bir şeydir. Bu yaratık o kadar farklı olacak ki, bunun felsefi, psikolojik veya
siyasi etkilerini şu an anlamamız mümkün değildir.”
Harari’nin bahsettiği ve siborga ait olarak
tanımladığı yetenekler esasen bugün kimi insanlar tarafından sergileniyor.
Bu olgunun varlığını öncelikle kendimde, sonra da araştırmalarım esnasında
diğer birçok insanda tespit ettim. En basit örnek, aynı gece bir danışanımla
bir arkadaşımın birbirinden bağımsız olarak bana yolladıkları birer mesajdı.
İlk kişinin mesajı “Dün gece ruhuma korku yüklendiğini hissettim. Miras
davalarımız için kardeşlerle iyi değiliz. Erkekler paylarını satın almak için
kızları böldü.” idi. İkinci kişinin mesajı ise “Dün gece bir rüya gördüm.
Yabancı bir aktör anlayamadığım bir sebeple hesabıma 4 milyon dolar yatırıyor.
Parayı bana bağışlıyor, ben de çok mutlu oluyorum. Sonra abim dolar hesabımı
gasp edip kayıplara karışıyor. O kadar çok ağlıyorum ki babama gidip şikâyet
ediyorum. Ağlayarak uyandım.” şeklindeydi. İkinci mesajın sahibi olan kişi, ilk
mesajı yollayan kişinin problemini rüyasında birinci şahıs olarak yaşamıştı. Eğer rüyasını bana yazmasaydı ve ilk mesajın
sahibi de sıkıntısını paylaşmasaydı, rüyasında gördüğünün başka birinin
yaşadığı bir sorun ve korku olduğunu asla öğrenemeyecekti. Abisiyle
arasında herhangi bir problemi yoktu, iyi anlaşıyorlardı. Ama işte rüyasında
diğer kadının babasını temsilen gördüğü “yabancı
bir aktör”, hesabına yüklü bir parayı (miras olarak) yatırıyordu. Ve aile
içinde bir husumet baş gösteriyordu. Rüya, gerçekte rahmetli olan babaya abiyi
şikâyet etmeyle sona eriyor.
Bu
kitabımda buna benzer örneklerin yanı sıra, çok daha ileri yeteneklere sahip
olduğumuzu gösteren başka örnekler de bulacaksınız. Yuval Noah Harari’nin,
kitabında ancak siborglara layık gördüğü “başka bir kişinin anılarını
kendininmiş gibi görme” yeteneğini ve bunun yanı sıra birçok ilginç başka
psişik yeteneği hâlihazırda gösterenler var. Bunun nasıl olup da mümkün
olduğunu ben bilmiyorum. Zaten sahip olduğumuz bir yetenekti de kullanmayı mı
unutmuştuk? Birileri tarafından baskılanmış mıydı? Yoksa yepyeni bir
özelliğimiz mi? Onu sergileyen kişilerin DNA’sında belirli bir farklılık var
mı? Yoksa birileri tarafından denek olarak mı kullanıldık? Bilim, gelecekteki
“dijital insanlardan”, zihinlerin bilgisayara aktarılma olasılığından, tüm
beyinlerin haberli veya habersiz olarak telepatik bir ağa bağlanmasından ve bir
“kovan” oluşturmasından bahsetmektedir. Doğrusu insanın gelecekte nasıl bir
türe evrileceğini şu anki bilincimizle ne hayal edebilir ne de idrak
edebiliriz. Gelinecek bu aşama bir “süperinsanı” mı yaratacak yoksa bireysel
algının ve benliğin sonunu mu getirecek? Bu kitapta da görebileceğiniz gibi
bugün bile insanların sergilediği açıklaması güç bir çok psişik yetenek vardır
ve türümüzün geleceğinin ne yönde şekilleneceğine dair emareler göstermeleri
yüzünden bunların çok ciddi bir şekilde araştırmaları gerekir. Bilimsel araştırmaların
yapılması halinde aradığımız cevapları belki de bilebiliriz. Belki diyorum,
çünkü cevaplar fiziksel dünyada değil de metafizik dünyada bulunuyor
olabilirler.
Bu
kitabımızın, kendi içinde uyuyan devi fark etmesi gereken kişilere ulaşmasını
gönülden diliyorum. İyi okumalar.
http://www.hermeskitap.com/catalog/product_info.php?products_id=102697
http://www.hermeskitap.com/catalog/product_info.php?products_id=102697
5 Ekim 2017 Perşembe
MESAJ
Mesaj iletmek adetim değildir ama bunu iletmem lazım diye hissediyorum. Konu beni aşar, isteyen ilgilensin.
1- Fiziksel boyuttan astral bilince geçenler çoğalacak ama kendi tuzakları içinde oyalanacaklar.
2- Sadece küçük bir yüzde kişisel mesele ve meraklarla oyalanmamayı başaracak.
3- Bunların sahici alanlara girmesinin önünde bir zorluk daha var: Bilgi kirliliği yüzünden "kapıları" bulmaları zorlaştı, epey uyanık olmaları lazım.
4- Şu anda tüm dünya, insan dahil "hayvan deneyi" aşamasında, yani bizi öyle görüyor ve koruyorlar.
5- Burada insanın öne çıkması için hala eksik şey "uzmanlaşma" imiş. Yani herkes her şeyle ilgilenmeyecek, çeşitli alanlarda çok ileri uzmanlaşmalar olacakmış
6- DNA'daki ilk prototipi gösterdiler. Çözmemiz gereken şey DNA değilmiş sadece, mutasyonların neden olduğuymuş. Burada bir "göksel tesirden" bahsettiler, vardır yoktur bilemem. Keşke bilim insanı olsaymışım
7- Yolumuzu tıkayanlardan biri de ruhsal rehberlermiş. Bir duvar gösterdiler, üstünde tek bir boşluk yoktu, "rehber" dolup taşıyordu ama hemen hepsi de uyduruktu, kendine hayırları yoktu. Rehberlerin zaten rehber olarak görünmediğini eklediler. Hiç tahmin etmediğimiz insanlar, bilim insanları, sanatçılar, yazarlar ve hatta senarist ve prodüktörler... Geri kalanlar, yani toplum önünde adı rehber, bilge diye bilinenlerin çoğu bildiğin aktör. Bu da işi zorlaştırıyormuş, kontenjanı sahtelerle doldurduğumuz için doğru düzgünleri eğitip öne çıkarmazlarmış.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

