1 Mayıs 2021 Cumartesi

 “Dünyanın en günahkar ve kötü adamı” ünvanına layık görülen Alesteir Crowley’in hikayesi

 


Crowley, 1874’te zengin ve dindar bir ailede dünyaya gelir. Henüz 11 yaşındayken babasının vefat etmesiyle bunun hemen ardından Hristiyanlıktan uzaklaşır ve daha bu genç yaşındayken gittikçe maji ve büyüye merak salar.

İleride katılacağı Hermetik cemiyetten kalma kendi el yazılarında, gelişimin başında inzivanın ve arınmanın gerekliliği üzerinde yazdığı anlaşılır. Muhtemelen Abramelin’in Gizli Maji Kitabından edindiği bu “arınma” fikri üzerine kendine inziva için uygun bir yer aramaya başlar ve sonunda İskoçya’daki Loch Ness gölünün kıyısını seçer. Loch Ness gölünün, ileriki yıllarda tıpkı kendine “büyük canavar” diyen Alesteir Crowley gibi tarih öncesinden kalma bir canavarla meşhur olacak olması ilginç bir tesadüftür.

Crowley, bu inziva sırasında ve sonralarında, ruhsal bir değişim geçirdiğini düşünür zira kendi eski yaşamlarını hatırladığını iddia eder.  Bu yaşamlardan birinde hem bilim insanı hem de İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in danışmanı olan John Dee’nin medyumu Kelley’dir mesela. Okült camia, John Dee ve Kelley’yi, en çok indirdikleri melek dili - Enochyan alfabesi ile tanımaktadır. Crowley’in, reenkarnasyonu olduğunu iddia ettiği ikinci kişi de öylesine sıradan biri olamazdı tabii. O, doğduğu gün ölen Eliphas Levi’nin de ta kendisidir! Üçüncü bir hayatında ise antik bir Mısır rahibidir...

Crowley yine bu sıralarda demonlarla çalışmaya başlar ve kendi iddialarına bakılırsa demonlar geldiklerinde günün ortasında odası o kadar karanlık olur ki 24 saat ışıkla çalışmak zorunda kalır.

Crowley, Altın Şafak Cemiyetinin dış halkasına inisiye edilir ve Londra’daki ikinci nişana inisiye olmanın yollarını arar ancak reddedilir. Son bir hamle olarak Paris’teki MacGregor Mathers’e başvurur ve onu inisiye etmesini rica eder.  Cemiyetin Londra üyeleri hem Crowley’i hem de Mathers’i cemiyetten atarlar ve böylece lidersiz kalırlar, bu da onların sonunu getirir.

Altın Şafak Cemiyetinin dağılmasının sebeplerinden birinin Mathers ile Crowley arasındaki düşmanlık olduğu da söylenmektedir. Crowley, Mathers’e 49 demonunu yolladığını iddia etmişti. Demonları yolladı mı yoksa demonlardan kendisi mi zehirlendi bilinmez ama Cemiyetten öfke içinde ayrıldığında Crowley karısı ile birlikte Kahire’nin yolunu tutar. Burada kendisine “şu anda dünyayı yöneten güçlerin elçisi” dediği bir varlık görünür. Aivas adındaki bu varlık ona bir büyüsel felsefe öğretir, temel düsturu ise, “istediğini yapmakta serbestsin”dir. “Uyman gereken tek yasa, canın ne istiyorsa onu yapmaktır”. Bu öğretiyi üç gün içinde büyük sayılmayan 3 bölümlü “Yasalar Kitabı” adını verdiği bir kitaba geçirir. Bu olduğunda yıl 1904’tür, daha ileride  bu kitabı birkaç ekleme ile zenginleştirir, son eklemesi 1925 yılını gösterir.

Crowley’e göre her insanın kendi bir misyonu, hedefi ve gerçekleştirmek üzere geldiği bir istenci veya niyeti vardır ve onu öncelikle öğrenmeye ve sonra da yapmakta kesinlikle serbesttir. Ve bunu yaparken Tanrı’nın veya onun yardımcılarının yardımını aramasına gerek yoktur. Kendi gerçek istencini öğrenebilmesi için bilinçdışı tesirlerden kurtulmalı ve onları bilincin kontrolü altına almalıdır. Ve özellikle toplumun normları, örf ve adetleri ile dini gelenekler yüzünden bastırılan cinsel enerjinin serbest bırakılması üzerine durmalıdır.

Bu, onun seks, uyuşturucu vs alemlerinin haklı bir gerekçesi olur ve tam olarak aslında büyü olan kara maji yoluna sapar. Tanrı ile insanın rollerini birbirine katmasıyla, insanın tanrı olduğunu savunmasıyla satanizm yolunun da önderlerinden biri olarak görülmüştür.

Avrupa ve daha sonra da Amerika’daki seyahatlerinde içinde sadist seks unsurlarının olduğu değişik büyüsel ritüeller üzerinde çalışır. Etkileyici, karizmatik bir kişi olarak anılan Crowley, bir söylentiye göre daha iyi ısırsın diye dişlerini bile törpülemiştir.

Bu şartlarda kendine herhangi bir okült cemiyet içinde yer bulamayacağı aşikar olan Crowley, Gümüş Yıldız Cemiyetini kurar ve kendini onun “magus’u”, yani baş majisyeni olarak ilan eder.

Birinci Dünya Savaşı’nda Amerika’dayken kendi yarattığı bir ritüel ile “magus” unvanını kesinleştirir. Ne yazık ki bunun için İsa Mesih adını vererek vaftiz ettiği bir kurbağayı çarmıha germiştir.

Savaştan sonra Sicilya’ya taşınır, orada kendi grubunu kurar ve seks alemleriyle eroine kendini olabildiğince teslim eder, ayrıca “Bir Uyuşturucu Müptelasının Günlüğü” isminde bir kitap yayınlar. Kendi majik yoldan çocuk sahibi olma denemelerini anlattığı “Ay Çocuğu” isimli roman da mantalitesi ve ruh halini anlamak bakımından okunmaya değerdir. Ancak bardağı taşıran son damla, bir takipçisinin kendi önerileri uyarınca ölü bir kedinin kanını içerek zehirlenip ölmesi olur. Polis evine baskın yapar ve neticede Mussolini’nin emriyle İtalya’dan sınır dışı edilir.

Alesteir Crowley, hayatının sonuna doğru modern cadılığın babası sayılan Geralde Gardner ile tanışmıştır. Gardner de tıpkı Crowley gibi kendi bilinçaltının ürünü olan bir takım pagan kokulu ritüeller tasarlamaktan geri durmamıştır.

Crowley, 1947’de vefat eder ve naşı yakılır. Cenaze töreni sırasında kendi yazdığı “Pan’a Övgü” isimli bir seks şiiri okunur, yerel hükumet güçlerinin midesin bulandıran bu hareket yüzünden, ileride başka cenazelerde de böyle hazırlıksız yakalanmamak için düzenlemeler yapma gereği duyulmuştur.

01.05.2021

6 Şubat 2021 Cumartesi





Abramelin'in Gizli Maji Kitabı

Bu eserde sunulan Maji şeması veya sistemi bir dereceye kadar "sui generis"* (Latince: kendine özel) dir, ancak sadece bir derece. Onu emsalsiz yapan şey, ekseriyetle onun uygulama biçimidir. Majide, yani Doğanın Gizli Güçlerinin Kontrolünde her zaman iki büyük ekol var olmuştur. Biri İyilikle diğeri Kötülükle bağlantılıdır. İlki Işığın Majisi, diğeri Karanlığın Büyüsüdür. İlki genellikle melek güçlerinin bilinmesi ve davet edilmesiyle, öteki ise demonik ırkların celbiyle ilgilidir. Genelde ilkine Beyaz Maji, ötekine de onun karşıtı olarak Kara Maji denilir.

Melek Güçlerinin davet edilmesi, tıpkı Anlaşma yapma Ritüellerinin uygulanması ve Kötü Ruhları itaat ettirilmesinin de olduğu gibi, Majide sıkça kullanılan bir fikirdir. Ancak bu eserde takdim edilen sistem, şu ana fikri baz almıştır:

1- İyi Ruhlar ile Işığın Melek Güçleri, Karanlığın Düşmüş Ruhlarından daha yüksek kuvvetlerdir.

2- İkincileri, ceza olarak Işığın Majisine inisiye olanlara itaat etmekle mükellef tutulmuştur (bu düşünceye Kuran'da da rastlıyoruz).

3- Bu anlayışın neticesi olarak tüm bilindik maddi etkiler ve olgular, genellikle İyilerin yönetimindeki Kötü Ruhlar tarafından yerine getirilir.

4- Dolayısıyla Kötü Demonlar İyilerin kontrolünden kurtulabildiklerinde öcünü almak için yapmayacakları bir kötülük yoktur.

5- Bu sebeple insana itaat etmelerinden kısa bir süre sonra, kendileriyle Anlaşma, Sözleşme yapmayı özendirerek onu kendi hizmetçisi yapmayı deneyeceklerdir.

6- Bu işi başarmayı kolaylaştırmak için ona egemen olmanın tüm yollarını kullanacaklardır.

7- İnsanın Adept olması ve böylece onlara efendi olabilmesi için şu meziyetler gerekmektedir: iradenin olası en büyük kararlılığı, ruhun ve niyetin saflığı ve ayrıca otokontrol becerisi.

8- Bu ancak her bakımdan özgecilik, öz fedakarlık göstermekle mümkündür.

9- Dolayısıyla insan karışık bir doğaya sahiptir ve Melekler ile Demonlar arasındaki karışık doğanın doğal kontrolörüdür. Bu sebeple her insana aynı anda doğal olarak bir koruyucu melek ve bir de kötü demon ilişiktir, ayrıca hedeflediği başarıyı kazandırabilecek ve Yakın Ruhlara dönüşebilecek bazı ruhlar da ona bitişiktir.

10- Bu yüzden Düşük ve Kötü olanı kontrol etmek ve ona yaptırım uygulayabilmek için Yüksek ve İyi olanın tanınması gereklidir (yani bugünkü teozofinin dilini, Yüksek İçsel Benliğin tanınması).

Bu bağlamda bu çalışmada irdelenecek olan "magnum opus" şudur: saflık ve özgeciliğin sayesinde bilgeliğin ve kişinin Koruyucu Meleğiyle iletişiminin elde edilmesi ve bu şekilde Kötü Ruhları her tür maddi konuda kendi hizmetkarlarımız olarak kullanma hakkını elde edebiliriz.

Abramelin, Mac Gregor Mathers, 

Mavi Kalem Yayınevi

https://www.mavikalemyayinevi.com/abramelinin-gizli-maji-kitabi

15 Aralık 2020 Salı

 


GERÇEK KABALA'NIN ANAHTARI

Giriş

 

Hermetik İnisiyasyona dair üçüncü kitabıma Gerçek Kabala'nın Anahtarı adını verdim ve kesin bir şekilde söyleyecek olursak bu isim, Kelam’ın Bilgisi’ne dair bir teolojiye dayanır. Teurji ile uğraşırken kişi, her halükarda majik bir gelişme yaşamış olmalıdır; yani, en azından Hermetik İnisiyasyon’a dair ilk ciltte tanımlanan uygulamalarda tamamen ustalaşmak gereklidir. İlk iki eserim gibi bu kitap da iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm olan teoride, okuyucuyu Kabala'nın oldukça zor olan kavrayışına hazırlarken, ikinci kısımda gerçek uygulamalara yer verdim.

 

Hermetik literatürde kavranması çok zor bir konu olan Kabala hakkında çok şey yazıldı, ancak pratikte tüm bunların içinde ancak çok azı kullanılabilir şeylerdir. Neredeyse her zaman Kabala ile uğraşan kişinin İbranice'ye hakim olması gerektiği, bu olmadan Kabala'yı incelemenin imkansız olduğu iddia edilmektedir. Akademik Kabala, çoğu kitapta, genellikle İbranice kökenlidir ve bunun, araştırmacıya, kabalistik erdemlerden oluşan bir yaşam felsefesini aktardığı söylenir. Ancak gerçek Kabala'nın uygulamasını ve kullanımını gösteren kitap sayısı oldukça sınırlıdır. Birkaç Yahudi din adamının (haham) Kabala hakkında bir miktar bilgisi vardı, ama muhtemelen ortodoks düşüncelerinden dolayı bunu gizli tuttular ve bu nedenle kabalistik uygulamaların en basit parçaları bile halk tarafından hiç bir zaman bilinmedi.

 

Kabalacıların yaptıkları birçok açıklama, konuya ciddi bir ilgi gösteren öğrenciye, uygulama için gerçek ipuçlarına dair hiçbir şey söylemediği gibi, herhangi bir teorik ayrıntı bile sunmaz. Sadece en fazla mikro ve makro kozmosun felsefi bir temsilini sağlar. Kabala öğrencisi bunlardan, Kabalist yaşam felsefesi hakkında hiçbir fikir edinemez, çünkü bir yandan bu fikirler karmaşası arasından yolunu bile doğru dürüst göremezken, diğer yandan farklı kitaplarda gördüğü çelişkili ifadeler nedeniyle kendisini daha da büyük bir karanlığın içinde bulur.

 

Elinizdeki kitap, gayretli bir Kabala öğrencisinin kendisinin de açıkça göreceği gibi, teorinin yanı sıra uygulamayı da içeriyor. Bilginin tümünü,  yani bütün kapsamıyla Kabala'yı tek bir kitapta anlatmak, elbette, sadece teknik nedenlerle bile imkansızdır. Ancak bu harika ilmin incilerini son derece güzel bir zincir halinde birbirine bağlamak için fazlasıyla çaba harcadım. Bunu yaparken de doğal olarak mikro ve makro kozmosa atıf yapan analojilerin kanunlarını dikkate aldım, çünkü Kabala'nın bütünü, arada herhangi bir boşluk olmadan anlatılacaksa, bu başka türlü yapılamazdı. Şimdiye kadar Kabala'da yaygın olarak kullanılan sayısız İbranice terimden mümkün olduğunca az yararlandım ve bunun yerine herkes tarafından kolayca anlaşılabilen terimleri tercih ettim. Her halükarda, kitabımı inceleyen okuyucu oldukça farklı bir fikir, yani Pratik Kabala'ya dair doğru fikri alacaktır.

 

İlkel insanlar, hangi ırka ait olurlarsa olsunlar ve dünyamızın hangi kısmında yaşarlarsa yaşasınlar, hepsi de kendi dinlerine, yani Tanrı kavramlarına ve sonuç olarak da bir çeşit teolojiye sahiptirler. Bu teolojilerin her biri iki kısma ayrılmıştır: ekzoterik ve ezoterik kısımlar. Tanrı'nın halka aşikar olan ekzoterik bilgisi bir yandadır, diğer yanda ise ezoterik bilgi yer alır ve bu, inisiyelerin ve yüksek rahiplerin teolojisidir. Ekzoterik bilgi hiçbir zaman gerçek bir majiyi veya Kabala’yı içermemiştir. Bu yüzden de ilkel halkların inisiyeleri sadece majisyenler ve Kabalistler olabilmiştir.

 

Çok eski zamanlardan bu yana bu bilgeliği kesinlikle gizli tutmak en kutsal emir olmuştur; ilk olarak otoriteyi korumak için; ikincisi, insanlar üzerindeki gücü kaybetmemek ve üçüncü olarak da herhangi bir suistimali önlemek için. Bu gelenek günümüze kadar devam edegelmiştir ve benim kitabım da okuyucuma tam bir bilgi aktarıyor olmasına rağmen onu sadece bilgilendirebilecektir, ona asla bilgelik vermeyecektir. Bilgeliği ancak dürüst pratik çalışmalarla kazanmak için kendisi çabalamak zorundadır. Ve ulaşabildiği bilgelik aşaması da yine kişinin kendi olgunluğuna ve kişisel gelişimine bağlı olacaktır. Kitabım en yüksek bilgeliği sadece gerçekten olgun, yani inisiye olanlar için erişilebilir hale getirecek, böylece en yüksek gerçekleri ve sırları yayınlıyor olamamıza rağmen, eğitimli kişi ile bilge kişi arasında yine büyük bir boşluk bırakarak, sessizlik emrini ihlal etmemiş olacaktır. Bilgelik, eğitimli kişi için daima gizli kalacaktır; yalnızca tamamen inisiye olana sunulacaktır.

 

Kabala ilmi, yani Theurgy çok eskidir ve önce Doğu'dan yükselmiştir. Tarihin şafağının bilgeleri, en büyük sırları evrensel dilde, yani mecazi dil ile ortaya koydular. Bunları antik insanların, Mısırlıların ve diğerlerinin hiyerogliflerinde görüyoruz. Antik bilgeler, bilgeliklerini mecazi dilde, yani sembolik bir tarzda aktarabilmişlerdi. Bu bilgeliğin benimsenmesi o zamanlarda, söz konusu bilgenin olgunluk aşamasına bağlıydı. Bütün oryantal bilgelik, sadece sembolik dilde ortaya konmuştur. Bu bilgelik olgunlaşmamış olanlar için, diğer bir deyişle bir ustanın, bir gurunun rehberliğinde bireyselliğini geliştirerek gerekli olgunluk durumuna ulaşmamış olan kişiler için her daim bir sır olarak kalmıştır. Bu nedenle bugüne kadar tüm gerçek inisiyasyon kitaplarında, kişisel bir gurunun inisiyasyonu olmadan bunun sadece imkansız değil, hatta tehlikeli olduğu yazar ve bu konuda hepsi birbirleriyle aynı fikirdedir. Bir usta, öğrencisine sembolik, yani mecazi dili öğretirdi ve zamanla gerçek inisiye, yazıların sembolik anlamlarını ustasına aşama aşama açıklamak zorundaydı. Öğrenci kısa süre sonra efendisinin diline alışır ve kendisi de öğrendiklerini yine ancak bu sembolik dille aktarabilirdi.

 

Böylece, bu kutsal ilim bir kişiden diğerine, günümüze kadar sadece gelenekle aktarılmıştır. Bir ustanın öğrencisine yapacağı herhangi bir açıklama ona ilhamla iletilirdi, böylece öğrenci ustasının ona ne söylemek istediğini ani bir kavrayışla anlardı. Bu aydınlanmaya, yani inisiyasyona Doğu'da bir dizi isim verilmiştir; örneğin "abhisheka", "angkhur", vb. Bir usta iyice hazırlanmamış ya da olgunlaşmamış bir öğrenciye bilgeliğin gerçek sırlarını asla ifşa etmezdi. Kuşkusuz, en yüksek bilgelik hakkındaki bazı yazıları günümüze kadar ulaşan majisyenler ve Kabalistler de vardı. Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, en yüksek bilgeliklerin hepsi de sembolik dilde ortaya konulmuştur ve eğer şans eseri, olgunlaşmamış bir kişinin ellerine geçtiyse bile, bunu kavraması mümkün olamamıştır. Bununla birlikte, bazen olgunlaşmamış bir insanın bu bilgelikleri kendi bakış açısıyla açıklamaya çalıştığı da görülür. Fakat böyle bir açıklamanın herhangi bir gerçek yorumdan çok uzak olduğunu söylemeye bile gerek yok. Doğu'nun inisiyelerinin geride bıraktıkları bazı yazılara erişmeyi başaran çoğu yazar her zaman aynı hatayı yaptı ve bu yazıları kelime anlamlarıyla yorumlayarak aklın diline tercüme etti. Genellikle bir sırrın veya uygulamanın sembollerini doğru bir şekilde yorumlayacak kadar olgunlaşmış olmadıkları ve gerekli eğitimden ve mecazi ya da kozmik dile dair gerçek kavrayıştan yoksun oldukları için, hermetizmde çok sayıda hataya neden oldular. Bugün uygar dillerde kaç tane absürt uygulamanın yayınlandığını hayal bile edemezsiniz.

 

Ben bu kitabımda sembolik dili aklın diline dönüştürdüm ve böylece gerçek hermetizme, Kabala'ya, yani kelamın gizemine, inisiyenin güvenli bir şekilde ilerleyebileceği bir yol açmayı başardım.

 

 

Franz Bardon

"Gerçek Kabala'nın Anahtarı"

Mavi Kalem Yayınevi

https://www.mavikalemyayinevi.com/gercek-kabalanin-anahtari

28 Kasım 2020 Cumartesi

Kıyamet Vizyonu



Aşağıda, 2019 yazında gördüğüm Kıyamet vizyonuna yer veriyorum. Yapabildiğim ölçüde yorumunu da ekledim, gözden kaçırdıklarım varsa, okurlarım ekler diye düşünüyorum...

Okuldaki çocuklar bir sinema salonuna girmişler. Ben de sinema seansının ortasında içeriye giriyorum. İçerisi alacakaranlık. Tam da perde veya sahne değişiyor, önceki film bitip yeni bir film perdeye giriyor. Bulutların arasında havada ve aynı zamanda salonun içinde dev fantastik bir araç görüyorum. Aracı tanımlayamıyorum ama üzerinde tıpkı kendisi gibi fantastik, sürreal bir aktör var. Muazzam, huşu veren, azametli, haşmetli bir görüntüsü vardı. Bu, Jim Carrey’in ta kendisi. Onun oynadığı bir filmi izleyecekmişiz ama kendisi pek istekli değil, hatta sahneden kaçmaya çalışıyor. Fakat üzerinde durduğu araç (ona oyuncak diyor) bozukmuş, hatta açıklama yapıyor, “dinamosu bozuk” diyor. Bu absürtlüğü izlerken boş bulduğum bir koltuğa oturmaya çalışıyorum. Yanımda küçük bir oğlan var ve onun da yanında birazı şarap dolu bir kadeh. İstemeden şarabı koltuğa deviriyorum ve oğlan bundan hiç hoşnut olmadı, hatta bana kızdı. Sonra salonda bir ara verildi ve ben dışarı çıktım.

Uzun uzun apartmanlar arasında bir yerdeyim ve orada bekliyorum. Üniversiteden tanıdığım Cem adında bir arkadaşım geldi. Genç hali, yüzü aydın, saçı başı düzenli ve güzel. Dikkatim boyuna çekiliyor çünkü benden çok çok uzun ve ona küçük bir çocukmuşum gibi başımı yukarı kaldırıp bakmak zorunda kalıyorum. Birbirimizi gördüğümüze çok sevindik. Ona “Sen hiç UFO gördün mü” diye sordum. “Evet”, dedi, “Babam için bir araba yaptıracaktım, arabayı servise götürdüm ve şanzımanının olmadığı ortaya çıktı. Şanzımanı olmadan bir araba gider mi hiç?” Cem ile beraber bir otobüse binip Kartal semtine gideceğiz. Ona otobüste yer verdiler, hemen önünde bir bebek arabası tutuyordu fakat bebek arabasının içi boştu.

Vizyonun iki ayrı bölümünde aynı konu işleniyor. İlkinde Jim Carrey, ikincisinde Cem adını alıyor. Jim ile Cem fonetik olarak benzer. Cem sözlük anlamı olarak hükümdar, şahtır, “toplanma, bir araya gelme, cemaat” tir, vizyonda ise Tanrısal bir varlığı simgelemektedir - karttaki melek. Toplayan, bir araya getiren, dirilten, kabirden kaldıran Tanrısal varlık, melek, Cem veya Jim veya Cebrail. Bu tanrının ayrıca pagan kültürlerin Bitki Tanrısı olduğunu da söyleyebiliriz ki zaten vizyonun ilk bölümünde bir şarap kadehini istemeden yere döküyorum. Pagan ritüellerde şarap, Tanrı’nın şerefine toprağa dökülürmüş. Sonradan geleneklerde ölmüşlerin şerefine kadehi toprağa dökmek şeklinde evrilmiş. Burada yine yere dökülen şarapta bir ölüm simgeciliği yakalıyoruz. Kadehteki şarabın dökülmesi, yaşamın kadehten, yani formdan çıkması anlamına da gelir. Kadeh ise küçük bir oğlan çocuğunun yanında dökülüyor.

Buradaki Tanrısal varlığın, meleğin Mutlak Tanrı olmadığını, bir ikincil tanrı olduğunu mutlaka bilelim, buradaki Cem, Jim ya da Cebrail, dünya işleriyle sorumlu bir tanrı çünkü kendinin de bir babası var. Onun çok üst bir varlık veya arketip olduğu epey uzun boyundan da anlaşılıyor. O bir Demiurgos, ve ilk vizyonda üstünde oturduğu araba, ikinci vizyonda ise babasına ait olduğunu söylediği araba Hezekiel’in görüsündeki araba olan Merkabah. Yani Tanrı’nın arabası. Ve bu aracın arızası yüzünden tanrı oyunda oynamaya isteksiz.. Yani kendini sahnede göstermeye, rolünü oynamaya ve kendini görünür kılmaya, ifade etmeye yetersiz.

Vizyonun en önemli kısmı bence, bu araçta bir arızanın olması. İlkinde dinamosu bozukmuş ve tamire gidecekmiş. Diğerinde ise şanzımanı yokmuş. Dinamo, yakıtı ateşleyen bir cihazdır ve aynı zamanda “dinamik” yani hareket anlamına gelir; şanzıman ise motorun gücünü tekerleklere aktaran ve hareket ettiren aksamdır. Hareket aksamıyla ilgili ciddi bir sorun söz konusudur. Demek ki gelecekte dünyanın hareketiyle, "canıyla" ilgili bir problemle karşılaşacağız.

Vizyonların kesildiği ve trans veya rüyadan çıktığımız yer genelde en can alıcı noktadır. Bu vizyonda da Tanrısal Melek-Cem ile birlikte bir otobüse biniyoruz. Toplu taşıma aracına. Ona yer verdiklerinde elindeki boş bir bebek arabası görüyorum. Bu, dünyanın sonudur (çünkü toplu bir taşıma aracı vardır) ve boş bebek arabası ise gelecekte yeni bir dünyanın doğacak olmasına imadır… Bu vizyon hem evrensel hem de kişisel ölçekte anlamlıdır.

Dünyanın hareket etmesi ve herşeyin durmadan değişmesi onun varoluşunun önkoşuludur. Dünya ahlaki ve erdem bakımından aşırı bir bozunuma uğradığında, yani karması artık temizlenemeyecek kadar ağırlaştığında aşınır, yani “canı” da aşırı kirlenmiş olur ve artık bedeninden çıkmasının ve yargılanmasının vaktidir..

KIYAMET

Peki bu “can çıkma” nasıl olacaktır? Dünyanın birkaç kez kıyamet geçirdiği bilinir. Bir defasında su elementiyle, yani tufanla kıyamdan geçirildiyse diğerinde ateşle, yani volkanik patlama ve yangınlarla zarar görmüştür. Bilinen son kıyamet Nuh Tufanı olduğuna göre bundan sonra bir ateş felaketi söz konusudur. Ayrıntılarına girmek istemiyorum ama vizyonda dünyanın sonuna dair gördüklerimi söyleyeyim. Kimsenin açıklayamadığı bir takım ilk bakışta masum görünen iklim değişimleri, yağmur ve rüzgarlar olacak. Fakat bu yağmurlar durup dururken yağmaya başlayacak ve zehirli olacaklar. Radyasyon bulutları önce küçük çapta aniden toplaşıp bir şehrin insanlarını hazırlıksız yakalayacaklar. O kadar zehirli olacaklar ki üstüne yağdıkları insanı kısa sürede hasta edecekler. Kimse kimseye yardım edemeyecek, yardım etmeye çalışan kurtulamayacak. Japonya’da ne olduysa bir benzeri ama daha büyük çaplı olacak fakat bir defada değil. Yani tek bir nükleer patlama şeklinde değil. Bu daha çok iklimsel ve atmosferin garipliklerinin bir ürünü olacak… Ve bu sorunun güneşteki radyoaktif olaylarla ilgili olması çok muhtemeldir…