7 Kasım 2017 Salı

KADİM IRKLAR TEORİSİ

Teozofik bilgilere göre insanlığın gezegenimiz üzerinde geçirdiği evrim ve 5 Kök Irk özetle şu şekildedir:

1. KÖK IRK – BUGÜNKÜ HİMALAYALAR CİVARI
            İlk insan ırkı, Ay Atalarının eterik bedeninden kopuş yoluyla yaratılan, sicim gibi uzayan, insandan çok balçığa benzeyen solgun bir şekildiler. Yahudi kutsal metinlerinde yer alan bu ikinci Adem’in dünyevi bilinci son derece zayıftı. Maddi olanla bağlantısı kopuk, sadece ruhla bağlantılıydı ve cinsiyetsizdi. Bölünme yoluyla ürüyordu. Tek bir fiziksel duyusu vardı, o da işitme duyusuydu.
2. KÖK IRK – HİPERBOREA KITASI
            İlk ırkın bedeni, ikincinin eterik katmanını oluşturdu, yani ilk ırk, ikincide eridi. Bu İkinci insan ırkı, ruhsal bilincin yanında zayıf bir sezgisel bilinç göstermişti. İlk ırkın işitme duyusuna dokunma duyusu da eklendi. Bu insansılar, altın sarısı renkteydiler ve uzayan bir ağaca veya hayvana benzeyen varlıklardı. Ter damlacıklarına benzer şekilde ürüyorlardı. Daha geç zamanda, kendi alt ırklarında cinsiyetler doğdu.
3. KÖK IRK – LEMURYA
            İkinci ırk iki alt ırka ayrılmıştı, üçüncü ırk, da üç alt ırka ayrıldı. Ruh-sezgi-bilgelik üçlemesi gösterirdi. Yumurta biçimli üremenin başladığı bu kırmızı ten rengindeki androjen varlıklara üçüncü duyu olarak görme duyusu eklendi. Bu devasa boya sahip hermafrodit varlıkların tek bir “3. gözleri” vardı (Efsanelerde Tepegöz adını alırlar.). İnsan ırkının gelişimini gözetlemek, evrimini takip etmek ve bir ırkın bitiminde en uygun örnekleri (seçilmiş insan-tohumları) koruyup, bir sonraki ırkın Havva ve Ademleri olmalarını sağlamak için ŞAMBALA adıyla kurulan yeraltı idare merkezi onların devrinden kalmadır.
4. KÖK IRK – ATLANTİS
            Birinci ırk kolu – ASURALAR enkarne olurlar. Asuralar, maddenin kaba ama bir o kadar da aktif ve güçlü kuvvetlerinin temsilcileri olarak evrimin aydınlık-karanlık yanlarının açığa çıkmasında, çatışma-evrimleşme sürecinde büyük bir rol oynadılar ve evrime güçlü bir itici kuvvet verdiler. Bu ırkta 3.gözle birlikte diğer iki göz gelişir ve üçüncü gözü baskılar, kadın erkek cinsiyetleri ayrılır, yönetim tanrısal krallardadır.
            İkinci ırk kolu–TLAVATLİLER
            Üçüncü ırk kolu – TOLTEKLER. 3.göz beyne gömülür ama tam olarak körelmiş olsa bile bugün Tolteklerin torunları onun etkisi sayesinde astral ve metafizik tesirlere karşı hassasiyetlerini korurlar. Kara büyü bu ırkın sonlarında başlar. Toltekler bilimde, eterik madde teknolojisinde ve simyada çok ilerlediler, silahları icat edip kullandılar. Altın Çağ söylencesi, işte bu Atlantis’in en yüksek gelişmiş, masalsı devrinden kalma bir efsanedir ve bizim medeniyet seviyemiz onlara yakın bir düzeye geldiğinde, aynı hataları yapmamak için çok dikkatli olmak gerekir. Toltek ırkının bitişine doğru insanlığın yeterince geliştiği ve kendi kendini idare edilebileceği farz edilerek yönetim tanrısal krallardan insan-krallara geçer.
            Dördüncü ırk kolu – TURANLAR, son derece güçlü, kavgacı bir ırktırlar. Bu ırkta kara büyücülük, şehvet, maddecilik en yüksek seviyeye varır ve ruhsal kirlenme, temizlenmesi imkânsız bir safhaya yükselir. Bu yüzden Şambala, Atlantis’i yok etme kararını verir ve Nuh Tufanı meydana gelir. Bu arada Tufan’dan kurtulan ve günümüzde ismi yaygın olarak Hermes olarak bilinen bilge, Atlantis medeniyetine dair bilgileri Kadim Mısır’a kaçırır. Aslında her ırkın sonlanışında onun mirasını koruyup kaçıran birer “Hermes” vardır.
            Beşinci ırk kolu – SAMİLER
            Altıncı ırk kolu - AKADLAR
            Yedinci ırk kolu - TURAN KÖKENLİ MOĞOLLAR
Bugün yeryüzündeki nüfusun büyük çoğunluğu hala 4. Irktandır…
5. KÖK IRK – BUGÜNKÜ KITALAR

            ARYANLAR (Hitler’in takıntısı ARİ IRK), bugünkü mirasçıları Teutonlar – orta Avrupa halklarıdır ve bu ırkın 6. ırk kolunun son başarılı üyeleri 6. kök ırkın da ataları olacaktır. Günümüzde doğan çocuklardan bazıları onların öncüleridir ve bunların özelliklerine bakarak altıncı ırk hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Doğuştan vegan ve vejeteryan olan, çiçeklerle, otlarla, hayvanlarla konuşan, yüksek psişik güçleri olan, bilgelik ve empati ile doğan çocuklar, Silikon Vadisi’nin dâhileri vs.…

kaynak: Annie Besant - İnsanın Soy Ağacı kitabı

17 Ekim 2017 Salı

HİPERKÜP'E GİRİŞ


Bizler, Homo insan cinsinin Sapiens türüyüz. Tarih sahnesinden silinen Homo Rudolfensis, Homo Erectus, Homo Neandertalensis ve diğer insan türlerinden bizleri ayıran şey bilişsel özelliğimiz, dil kullanma becerimizdir. Bu beceri, sadece bir defasında, bir dişide mutasyon yoluyla meydana geldi. Yararlı bir mutasyon olduğu için bu tek dişiden gelecek nesillere yayıldı, türü güçlendirdi ve DNA kopyalama yoluyla bugün insanlık dediğimiz medeniyeti meydana getirdi. Dikkat ederseniz bu mutasyon öyle radikal bir sıçramaydı ki bir anda insanı diğer hayvanlardan ayırdı ve gezegenin kralı haline getirdi. Eğer bu devrimden evvel böyle bir şeyin mümkün olduğunu söylemeye çalışabileceğiniz bir zekâ bulsaydınız, muhtemelen “Dil ve yazı mı? Bilişsel ve sosyal yetenekler mi? Bu bir delilik! Taşların dile gelmesinden farksız bir şey!” gibi bir cevapla karşılaşırdınız. Ama işte oldu ve bugün o büyük büyük büyük anamız sayesinde düşüncelerimi size bir kitap formatında aktarabiliyorum.
            Şimdi böylesine yararlı bir başka mutasyonu geçirebileceğimizi farz edin. Hatta belki bazılarımız geçirmiş bile olabilir. Nasıl ki tek bir hamlede beyindeki bilişsel yetenek ortaya çıktıysa ve insanların konuşma diline dayanan örgütlü bir toplum kurmasına vesile olduysa yine tek bir hamlede, onu daha da yukarı çıkaracak bir mutasyon meydana gelemez mi? Veya getirilemez mi? Bu her zaman, her doğan yeni bir bebekte olabilir. Mutasyonlar her zaman oldu ve olmaya devam ediyor. Ayrıca bugün bilimin geldiği seviyede artık genlere yapay olarak müdahale edilebiliyor…
            Yuvah Noah Harari, Homo Sapiens kitabının “Homosapiens’in Sonu” bölümünde şöyle dikkat çekici bir paragrafa yer veriyor: “Geliştirilmekte olan tüm projeler içinde en devrimci olanı, bir bilgisayarın hem insan beyninin elektrik sinyallerini okumasını sağlayan, hem de aynı anda beyne okuyabileceği elektrik sinyalleri aktaran bir beyin-bilgisayar arayüzü tasarlama çalışmasıdır. Bu tür arayüzler beyni doğrudan internete veya pek çok beyni birbirine bağlayıp bir çeşit beyin interneti kurarsa ne olur? Beynin kolektif bir hafıza bankasına doğrudan erişimi olursa insan hafızasına, bilincine, kimliğine ne olur? Böyle bir durumda örneğin bir siborg bir diğerinin anılarına ulaşabilir. Bu anıları duyumsamak, bir otobiyografide okumak ya da hayal etmek değil, doğrudan sanki kendi anılarıymış gibi onları hatırlamaktan bahsediyoruz. Zihinler kolektif hale geldiğinde kişinin kendisi veya toplumsal cinsiyet kimliği gibi kavramlara ne olur? Hayal sizin zihninizde değil de kolektif bir hayaller deposundaysa kendinizi nasıl bilebilir veya hayalinizin peşinden nasıl gidebilirsiniz? Böyle bir siborg artık insan değildir, hatta organik bile değildir, tamamen farklı bir şeydir. Bu yaratık o kadar farklı olacak ki, bunun felsefi, psikolojik veya siyasi etkilerini şu an anlamamız mümkün değildir.”
            Harari’nin bahsettiği ve siborga ait olarak tanımladığı yetenekler esasen bugün kimi insanlar tarafından sergileniyor. Bu olgunun varlığını öncelikle kendimde, sonra da araştırmalarım esnasında diğer birçok insanda tespit ettim. En basit örnek, aynı gece bir danışanımla bir arkadaşımın birbirinden bağımsız olarak bana yolladıkları birer mesajdı. İlk kişinin mesajı “Dün gece ruhuma korku yüklendiğini hissettim. Miras davalarımız için kardeşlerle iyi değiliz. Erkekler paylarını satın almak için kızları böldü.” idi. İkinci kişinin mesajı ise “Dün gece bir rüya gördüm. Yabancı bir aktör anlayamadığım bir sebeple hesabıma 4 milyon dolar yatırıyor. Parayı bana bağışlıyor, ben de çok mutlu oluyorum. Sonra abim dolar hesabımı gasp edip kayıplara karışıyor. O kadar çok ağlıyorum ki babama gidip şikâyet ediyorum. Ağlayarak uyandım.” şeklindeydi. İkinci mesajın sahibi olan kişi, ilk mesajı yollayan kişinin problemini rüyasında birinci şahıs olarak yaşamıştı. Eğer rüyasını bana yazmasaydı ve ilk mesajın sahibi de sıkıntısını paylaşmasaydı, rüyasında gördüğünün başka birinin yaşadığı bir sorun ve korku olduğunu asla öğrenemeyecekti. Abisiyle arasında herhangi bir problemi yoktu, iyi anlaşıyorlardı. Ama işte rüyasında diğer kadının babasını temsilen gördüğü “yabancı bir aktör”, hesabına yüklü bir parayı (miras olarak) yatırıyordu. Ve aile içinde bir husumet baş gösteriyordu. Rüya, gerçekte rahmetli olan babaya abiyi şikâyet etmeyle sona eriyor.
            Bu kitabımda buna benzer örneklerin yanı sıra, çok daha ileri yeteneklere sahip olduğumuzu gösteren başka örnekler de bulacaksınız. Yuval Noah Harari’nin, kitabında ancak siborglara layık gördüğü “başka bir kişinin anılarını kendininmiş gibi görme” yeteneğini ve bunun yanı sıra birçok ilginç başka psişik yeteneği hâlihazırda gösterenler var. Bunun nasıl olup da mümkün olduğunu ben bilmiyorum. Zaten sahip olduğumuz bir yetenekti de kullanmayı mı unutmuştuk? Birileri tarafından baskılanmış mıydı? Yoksa yepyeni bir özelliğimiz mi? Onu sergileyen kişilerin DNA’sında belirli bir farklılık var mı? Yoksa birileri tarafından denek olarak mı kullanıldık? Bilim, gelecekteki “dijital insanlardan”, zihinlerin bilgisayara aktarılma olasılığından, tüm beyinlerin haberli veya habersiz olarak telepatik bir ağa bağlanmasından ve bir “kovan” oluşturmasından bahsetmektedir. Doğrusu insanın gelecekte nasıl bir türe evrileceğini şu anki bilincimizle ne hayal edebilir ne de idrak edebiliriz. Gelinecek bu aşama bir “süperinsanı” mı yaratacak yoksa bireysel algının ve benliğin sonunu mu getirecek? Bu kitapta da görebileceğiniz gibi bugün bile insanların sergilediği açıklaması güç bir çok psişik yetenek vardır ve türümüzün geleceğinin ne yönde şekilleneceğine dair emareler göstermeleri yüzünden bunların çok ciddi bir şekilde araştırmaları gerekir. Bilimsel araştırmaların yapılması halinde aradığımız cevapları belki de bilebiliriz. Belki diyorum, çünkü cevaplar fiziksel dünyada değil de metafizik dünyada bulunuyor olabilirler.

            Bu kitabımızın, kendi içinde uyuyan devi fark etmesi gereken kişilere ulaşmasını gönülden diliyorum. İyi okumalar.
http://www.hermeskitap.com/catalog/product_info.php?products_id=102697

5 Ekim 2017 Perşembe

MESAJ


Mesaj iletmek adetim değildir ama bunu iletmem lazım diye hissediyorum. Konu beni aşar, isteyen ilgilensin.
1- Fiziksel boyuttan astral bilince geçenler çoğalacak ama kendi tuzakları içinde oyalanacaklar.
2- Sadece küçük bir yüzde kişisel mesele ve meraklarla oyalanmamayı başaracak.
3- Bunların sahici alanlara girmesinin önünde bir zorluk daha var: Bilgi kirliliği yüzünden "kapıları" bulmaları zorlaştı, epey uyanık olmaları lazım.
4- Şu anda tüm dünya, insan dahil "hayvan deneyi" aşamasında, yani bizi öyle görüyor ve koruyorlar.
5- Burada insanın öne çıkması için hala eksik şey "uzmanlaşma" imiş. Yani herkes her şeyle ilgilenmeyecek, çeşitli alanlarda çok ileri uzmanlaşmalar olacakmış
6- DNA'daki ilk prototipi gösterdiler. Çözmemiz gereken şey DNA değilmiş sadece, mutasyonların neden olduğuymuş. Burada bir "göksel tesirden" bahsettiler, vardır yoktur bilemem. Keşke bilim insanı olsaymışım 
7- Yolumuzu tıkayanlardan biri de ruhsal rehberlermiş. Bir duvar gösterdiler, üstünde tek bir boşluk yoktu, "rehber" dolup taşıyordu ama hemen hepsi de uyduruktu, kendine hayırları yoktu. Rehberlerin zaten rehber olarak görünmediğini eklediler. Hiç tahmin etmediğimiz insanlar, bilim insanları, sanatçılar, yazarlar ve hatta senarist ve prodüktörler... Geri kalanlar, yani toplum önünde adı rehber, bilge diye bilinenlerin çoğu bildiğin aktör. Bu da işi zorlaştırıyormuş, kontenjanı sahtelerle doldurduğumuz için doğru düzgünleri eğitip öne çıkarmazlarmış.....

28 Eylül 2017 Perşembe

ENERJİYİ ARTIRAN FAKTÖRLER


ENERJİYİ ARTIRAN FAKTÖRLER
            - Kusursuzluk sayesinde saf enerji biriktirilir. Yeterince enerji biriktiğinde ve zamanı gelip de zorluklarla sınadığında, bize meydan okuduğunda, bizi aşmamız gereken engellerle karşılaştırdığında, formlu varoluşun da dışına çıkabilecek bir dehliz bulur ve sınırı aşarız. Başka bir değişle insan, yeterince büyüdüğünde ve enerji toplayacak bir olgunluğa eriştiğinde büyük bir sınavla karşılaşır ve onu bu sınavı başarıyla vermesi beklenir. Eğer karşılaştığı büyük zorluğu aşma irade ve becerisini gösterirse, varoluşun sınırlı alanının dışına çıkabilir.
            - Peki, bunu nasıl yapacak? Bu konunun doğrudan bir cevabı yoktur. Çözümün nasıl olacağını ancak sezgiyle buluruz. Bize sezgi yol göstermelidir, eğer yol göstermiyorsa, bunu izah etmenin lüzumu yoktur. Çünkü bazı bilgilerin izahı mümkün değildir. Bu sınavın nasıl aşılacağı meselesinin kelimelere dökülmesi, açıklanması pek de mümkün değildir.
            - Kişi için düşmanların değeri çok büyüktür. Düşmanlar kişiye yoğun bir enerji aktarırlar. Kullanabilirsen, çok hızlı büyürsün. “Düşman” kelimesini en geniş manada kullanarak, sürekli veya yoğun çatışma yaşadığımız insanlar, olaylar, fikirler, zihniyetler vs. gibi düşünmeliyiz. Düşman, bir aile yakınınız, eşiniz, kardeşiniztanrı bizi, rakibiniz, kayınvalideniz olabilir. Düşmanla çalışma gerekliliği, Toltek büyücülük sanatındaki en önemli konulardan biridir.
            - Kusursuzluk, güce layık olmayı getirir. Güç ile enerji aynı şey değildir, arada çok önemli bir fark vardır. Güç, kimseye ait değildir. Gücün kendine ait bir bilinci vardır. İnsan gücü elde etmez, ancak ona layık olabilir. Enerjiyi mıknatıs gibi çekersin, güç ise seni fark eder, sana katılır. Gerçeklik kalıplarını deler.
            - Bir zorluğu, sorunu, engeli anlamak, nedenini ve bilgece çözümünü bulmak, onda saklı enerjiyi kendine almaktır. Böylece bu sorun her neyse, enerjimizi eksiltemeyecek, biz onda saklı enerjiyi alacağız. Buna “Toltek Avcılığı” derler.
            - Sürekli gözlem yapma, ayırt etme, farkındalık: Gerçeği sahteden, faniyi kalıcıdan, doğruyu yanlıştan, önemliyi önemsizden, faydalıyı faydasızdan, gerçek bilgiyi sahteden ayırt etme ve tanıma… Gözlem ve ayırt etme, yolun sadece başlangıcında değil, her adımında yapılmalıdır. Her biri bizi kendisinin geçek olduğuna inandırmaya çalışan fiziksel, astral ve mental giysileri gerçek ben’den ayırt edip tanımak gerekir.
            - Sadece kendini gözlemlemeye ve değiştirmeye çalışmalı, dışarıyı veya dünyayı değiştirmeye uğraşmamalıdır. Hakikatte dışarısı diye bir şey yoktur. Kendimizi değiştirmekle, dünyadaki her şeyin yerli yerine oturduğunu görürüz. Matrix filminde küçük bir çocuğun bir demir kaşığı iradesiyle nasıl büktüğünü açıkladığı sahneyi hatırlayın: “Bir kaşık yok!”
            - Hakikat, sadece sevgi, merhamet ve saflık varsa açılır. Kişisel çıkar varsa ona ulaşmak mümkün değildir. Çünkü hakikat, ruhsal/formsuz alana aittir oysa çıkarcılık, egoyla ilgili bir durumdur ve bildiğiniz gibi ego, maddi/formlu dünyaya aittir dolayısıyla hakikatin maddi olmayan alanına temas edemez.
            - Kötülüğü anlayabilirsek, iyiliğe dönüşür ve bize enerji olarak geri döner.
            - Gerçek ve saf ruhaniyet hiçbir şekilde konuşmayla ve tartışmayla elde edilemez. Ona, doğru bir zihin ve bilinç pratiğiyle ulaşılabilir.
            - Gerçek bilgelerin unvanı olmaz, onay beklemezler. Derin bir tevazudadırlar, tevazu enerji yükseltir, unvan ise eksiltir. Bu yüzden saygı bekleme araçları haline getirdiğimiz farklı unvanlar, kimlikler ve tanımlamalar enerji yitimine sebep olurlar. “Ben bir iş adamıyım, profesörüm, reiki masterim, şifacıyım…” diye uzayıp giden bin bir çeşit kimlik, sanal bir benlik yaratma yolunda yüksek miktarda enerji harcatırlar.
            - Gerektiğinde dinamik, yeri geldiğinde ise dingin ol. Dışarıdan güçsüz görünecek kadar dingin. İçindeki tanrıyı ne zaman harekete geçireceğini bil. Çevreyle, dünyayla, doğayla ve zamanla uyum içinde ol. Faal olacağın bir zaman ve dingin olman gereken başka bir zaman var. Kedileri örnek al.
            - Dışarıdan gelenlere değil, kendi ürettiğin düşüncelere bakmalısın. Çünkü her zaman ve her koşulda belirleyici olan dış değil, içtir.
            - Metafiziği algılamak ve idrak etmek: algılayabildiğin derecede enerji kazanırsın. Öte dünyaları görmeye başlamak, oradaki enerji barındıran özel eşyaları, varlıkları görmek, dokunmak, enerji kazanmaktır. Çünkü algıladığın şey sende yaşam kazanır. Algılayamadığın şey senden uzaklaşır, ayrılır ve ölür.
            - Bütün bunlar için saf bir niyet gerekir. Çünkü insanın niyeti saf değilse, biriktirdiği enerji onu da öldürür. Bu, tıpkı çok parası olan bir alkoliğin kendini tüketmesine benzer.
            - Gülmek, tüm olumsuz kalıpları kırar.
            - Gerekli temel vasıflar: Erdem, hizmet sevgisi, saflık, dürüstlük, adalet, sabır, soğukkanlılık, dinginlik, cesaret, güven, hakikate yönelmek. Tüm bunlar, Logos’un şu önemli üç vasfının dünyadaki yüzüdür: Bilgelik, İrade, Sevgi
            - Tesir mekanizması: Üzüm üzüme baka baka kararır kuralından yola çıkarak, bulunduğun alanı ve tesir yayan kişi ve objeleri seçmelisin. Uygun bir alan veya kişi bulamıyorsan kitaplardan istifade edebilirsin.

Seminer notlarından...