17 Eylül 2020 Perşembe

Büyük Üstat Victor Hugo'nun Hz. Muhammed adlı şiiri

Fransa'nın en büyük yazarlarından biri olan Victor Hugo'nun aynı zamanda bir düşünür, idealist, okültist, mistik ve Büyük Üstat olduğunu biliyor muydunuz? Eliphas Levi'ye göre Victor Hugo, en büyük sırlardan birini keşfetmişti: manyetizmayı nasıl uygulayacağını çözmüştü ve uzun yaşamının sırrını da buna borçluydu.

Fransa'nın tek destanı sayılan Hz. Muhammed adlı olağanüstü şiiri yüzünden, Hugo'nun İslam dinine geçtiği yönünde varsayımlar üretildi ama işin esası, masonlar ve okültistler, İslam peygamberini Büyük İnisiyeler arasında sayıyor ve ona büyük saygı duyuyorlar.

Şiiri okurken, peygamberin son anları ve veda sözlerinden etkilenmemek mümkün değil. Buyurun:


HZ.MUHAMMED


Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu

Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında

Durup su içen develeri izliyordu arada sırada

Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.

Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu

Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu

Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi

Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi

Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.

Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.

Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı

Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi

Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi

Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı

Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.

Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı

Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı

Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı

Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı

Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu

Kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu

Sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.

Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi

Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.

Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki

Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki

Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,

Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu

Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.

Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi

"Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici

Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur

Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur

Onsuz bir değerim olmazdı."

Bir zat ona : "Ey müminlerin gerçek Sultanı!

Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne

Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne

Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.

O da: "Melekler ölümümü müzakere etti;

Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize

Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde

Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;

Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.

Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.

Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte

Ona: "Tanrı yardımcın olsun!" diye seslendi.

Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi

Dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun!

Allah benim adımı andı! Bundan emin olun

Topraktan insan, nurdan bir peygamberim

İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.

Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.

Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi

İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu

O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.

Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim

Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim;

Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı;

Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı

Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti;

Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli

Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı

Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.

Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli

Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini

Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir

Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.

Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım

Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim

Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir

Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir;

Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!

Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete

Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri

Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini

Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde

Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle;

Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi

Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi

Ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim

Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim

Savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar!" diyordum

Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum

Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki

Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi

Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla

Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta

Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım

Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım

İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım

Şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.

Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi

Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni

Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak

Bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak

Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan

Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,

Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla

Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.

Sonra: "O'na inanıp teslim olun " diye ekledi

İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri

Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri

Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;

Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki

Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi

Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere

Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece

O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar

O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar;

Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin

Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için

Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,

Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar

Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli

İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri
Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!

Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,

Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak

Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."

Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi

Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti

Ardından : "Ey insanlar! Size sesleniyorum

Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum

Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin

Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin

Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.
Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi

Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı

Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi

"Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.

Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri

Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,

Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona

Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi

Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi

Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince

"Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e
Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."

Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı

Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu

Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu

O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu

Ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru

"İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi

"Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi

Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,

Ve, Melek ona : "Allah seni bekliyor" dedi

Memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi

Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.

26 Mayıs 2020 Salı

Korona, manyetik kutup değişimi ve Kıyamet

Son dönemde özellikle Covit-19 virüsünün ortaya çıkardığı pandeminin ardından yeni düzene dair belirsizliğin etkisindeki toplumda bir karamsarlığın, bir tükenmişlik sendromunun gittikçe daha da yoğun surette bir kara bulut gibi çöktüğünü görmekteyiz. Ve tam da bu dönemde gerek politikacılardan gerekse toplumun sanatçılarından, kanaat önderlerinden, filozof, bilim ve din insanlarından, okültist ve metafizikçilerden daha sorumlu bir tutum takınmalarını beklemekteyiz.
Maalesef insanların karamsar beklentilerini daha da çok kanırtan, olumsuzluk pompalamaktan çekinmeyen ve her gün adeta felaket telalığı yapmakta birbiriyle yarışan isimler azımsanmayacak kadar çok. Bu davranış modeli, toplumun dikkatini sürekli uyarmak ve kendine çekmek, etrafına takipçi toplamak gibi işlere yaradığı için “popülist” ve “tribünlere oynar” olduklarını söylediğimizde hiç kimse bize kızmasın darılmasın. İnsanın genel eğilimidir hep gelecekte bir yerde “olumsuzu” büyük bir hayranlık ve coşkuyla beklemek. Çünkü insan, sevgilisini bekler gibi kıyamet kopsun diye bekliyor; ve bazı ruh bilimcilerin görüşüne göre, insanda ölmeye ve ölüme dair derin ve gizli bir aşk, büyük bir özlem var. Belki de bu yüzden ölümümüzü de bir “düğün” gibi algılıyor bilinçdışımız.
İnsanların toplu ölüm, felaket ve kıyamet beklentisinin altında, yorgun düşmüş ruhun ölüm ve hiçliğe karışma isteğinden, bilinçsizliğe, anne rahmine veya tufanın sularına tekrardan geri dönme özleminden daha başka şeyler de aranabilir. Mesela insan tek başına ölmeyi istemez, ama tüm dünya batacak olsa bundan nedense histerik bir heyecan duyar. Bir yakınının akrabasının ölmesi fikrinden hoşlanmaz, ama yolda gördüğü bir kanlı kazaya neredeyse haz alacak kadar yakından bakmayı ister. Tabii ki okurlarımız kızmasın diye “istisnalar hariç” demeyi unutmuyoruz.
Şimdi bu beklentilerin, kıyametçi hayal ve özlemlerin hiç yeni olmadığını ve insanlık tarihi kadar eski olduğunu artık herkes biliyor.
Daha Sümerlerin Gılgamış destanında yeri olan bu kıyamet veya tufan miti, az çok değişerek günümüze ulaştı. Ancak en yaygın ve güçlü etkisini Yahudi kabilelerinde gösterdi. Yahudiler iki buçuk bin yıldan fazla bir zamandır bu muhteşem anın gelmesini bekliyorlar. Tarih içinde bu eskatolojik beklentilerini karşılayacak tarihler sunulup durdu, bir düzine “kıyametçi” tarikat türedi, bir kısmı 900’ü aşan üyesiyle birlikte intihar bile etti ama bu olağanüstü kıyamet bir türlü gelmek bilmedi. Tabii bu yaklaşım İsrailiyat kanalıyla İslam inancına da geçti ve kendi “hayran kitlesini” de yaratıp peşinden sürükledi. Ve bugün başımızda olan pandemi belası, bu kitlenin pek yakından ilgilendiği bir işaret olarak görüldü.
Kıyametin ne zaman kopacağı ile ilgili kutsal kitap Kuran’da asla tarih ve bilgi verilmemesine karşın, kitaba bazı referanslar girdi. İsterseniz şimdi onlara bakalım. Elbette bu konudaki en doğru atfı Kıyamet suresinde görmeliyiz.
Kıyamet suresi, her insanın kişisel kıyametini tarif eder. 40 ayetten oluşması, insanın arafta kaldığı sembolik süreye atıftır. Tufan suları da toplam 40 gün ve 40 gece yağar. Hristiyanların 40 gün orucu vardır. Bizler de ölülerimizin ardından 40. gün mevliti okuturuz. (ek bilgi, 40, sayısal olarak 4'tür ve 4 mevsim, Mahşer'in 4 atlısı, 4 yön, 4 element vs ile de ilişkilidir)
Kıyamet, insanın fiziksel dünyadan çekildiği ve onun nezdinde her şeyin “tepe-taklak” olduğu bir süredir. Metafizik ve okültizmin bilgi ve gözlemlerine göre kıyamet, insanın aklının karıştığı, yeni bir varlık düzeyini deneyimlerken birçok kavramın bildiğinin tersine olarak işlediğini deneyimlediği, kendisiyle yüzleşip hesaplaştığı, vicdanının baskısı altında ezildiği en önemli “temizlik” dönemidir ve bu yüzden de zaten kıyamet ile tufan birbirine neredeyse eşdeğer bir anlam kazanmışlardır.
Arafta, ne cennette ne de cehennemde olduğu sürede insanın kendiyle hesaplaşıp arınması, vicdanını temizlemesi ve öte yandan tufanın yeryüzünü 40 gün süreyle sulara boğup “kirlenmiş insanlığı” temizlemesi sadece bir tesadüf müdür? Toplumsal ve gezegensel bir olayın aslında kişisel ölçekte yaşandığını göstermez mi bu bize?
İnsan, gözlerini fiziksel hayata yumup ölüm ötesi için açtığında bir tür “ayna dünyaya” gider ve kendisini “aynalar”. Burada sağ, solda ve sol sağda gibi görünebilir. Aşağıda olan yukarıda, yukarı olan aşağıyla yer değiştirmiş olabilir. Kıyametin zamanına atıf edildiğinin söylendiği şu hadis: “Güneş batıdan doğacak” da tüm bilinen kavramların zıt taraftan görüleceğine dair “arafsal” düşüncenin çok açık bir göstergesidir. Evet, muhtemelen bir ölü için güneş doğması gerektiği gibi doğudan doğmaz çünkü o, varlığın “öte yanına”, “aynanın diğer tarafına” geçmiştir.
Ayrıca onun için dualitenin birçok kavramı da ortadan kalmış gibidir. Dualizmin, ikiciliğin bitişine dair emareyi Kıyamet suresinin ”Gözler kamaştığı, ay karanlığa gömüldüğü, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan ‘kaçış nereye?’ diyecektir.” suresinde açıkça görmekteyiz. İnsanın gözlerini ölümden daha bariz olarak kamaştıran bir şey var mı? Ve ay da artık ışık vermez ve ay (dişil ilke) ile güneş (eril ilke) artık birleşmiştir. Kutuplaşma bitmiş, ikicilik sona ermiştir ve ay ile güneşin göksel düğünü gerçekleşmiştir.
Bundan başka, zamanın da tersine bir yapılanmaya girdiğini de görebiliriz öte tarafta, çünkü daha önce çürüyen etlerin açıkta bıraktığı kemikler, yeniden etle kaplanacaktır ama bundan önce kemikler bir araya gelecek ve birleşecektir.
Kıyametçi yazar-çizerlerimizin, kıyametsever takipçileri için “salgından” başka gizli bir silahları daha vardır o da “kutupların yer değiştirmesi” ile ilgili bir doğal fenomendir. Manyetik kutupların yer değişimi, bunların iddialarına göre artık nasıl olacaksa hadiste geçen “güneş batıdan doğacak” kehanetinin gerçekleşmesine götürecektir.
Gezegen çekirdeğimizin eriyik metallerinin yavaş yavaş kaydığı doğru, ama bu, tarih içinde ilk defa olan bir olay değildir ve doğal olarak manyetik kutuplar eskiden de yer değiştirmişti. Ancak bu asla güneşi başka bir yönden ne doğurtabildi ne de batırabildi. Manyetik değişimler, pusulaların değişimine yol açar ve başta hava ve deniz yollarının seyahatlerini etkiler. Ancak insanın gözlem noktasından gökte herhangi bir gök cisminin hareketinde bir değişim yaratamaz. Dünya, Ay ve Güneş, milyonlarca yıl nasıl dönüyorsa öyle dönmeye devam eder. Elbetteki manyetik değişimler çok daha başka afetlere ve yeryüzüyle kolektif yaşamda ve psikolojide büyüklü küçüklü bir çok etki ve değişim yaratabilir ama bunun söz konusu hadiste geçen olayla hiç bir alakası yoktur.
Kıyamet Suresi:
1. Kıyamet gününe yemin ederim.
2. Kınayan nefse de yemin ederim.
3. İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanır?
4. Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.
5. Fakat insan önünü yalanlamak ister.
6. "O kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.
7,8,9,10. Gözler kamaştığı, ay karanlığa gömüldüğü, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan "kaçış nereye?" diyecektir.
11. Hayır, hiçbir sığınacak yer yoktur.
12. O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
13. O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir.
14,15. Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.
16. (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
17. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.
18. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.
19. Sonra onu açıklamak da bize aittir.
20,21. Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.
22. O gün birtakım yüzler aydındır.
23. Rablerine bakarlar.
24. O gün birtakım yüzler de asıktır.
25. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
26,27,28,29,30. Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir iyi edecek?" dendiği, bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
31. O, doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.
32. Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti.
33. Sonra da kasıla kasıla ailesine gitmişti.
34,35. "Bu azap sana lâyıktır, lâyık! Evet, lâyıktır sana, lâyık!" denecektir.
36. İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.
37. O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?
38. Sonra bu, bir "alaka" oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi.
39. Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti.
40. Şimdi, bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

18 Nisan 2020 Cumartesi

ZANONİ KİTABI ÇIKTI



Mavi Kalem Yayınevi, okültizm alanındaki önemli eserleri Türkçe'ye kazandırmaya devam ediyor. Son olarak, alanının en önemli eserlerinden biri olan Zanoni, Faruk Gültekin'in çevirmen imzasıyla yayımlandı. Okültizme gerçek manada meraklı ve ilgili herkesin adını duyduğu bu çalışma, aynı zamanda öncü bir nitelik taşımaktadır. 
İlk kez 1842'de yayınlanan Zanoni, bir rüyadan ilham alınarak yazıldı. Gül-Haçlılar cemiyetinin bir üyesi olan Sir Edward’ın akıl ile kalp, bilgelik ile sevgi arasındaki sonsuz çatışma hakkında olan bu ilgi çekici ve çok iyi araştırılmış romanının dramatik arka planını ise Aydınlanma hareketinin, Fransız Devrimi'nin ve sonrasındaki Terör Devri’nin bir yandan heyacan ve umut, diğer yandan da dehşet verici hadiseleri teşkil etmektedir. Zanoni, eserini "kavrayabilenler için bir hakikat, bunu yapamayanlar için ise bir saçmalık " olarak nitelendirmiş. Sunuş bölümünden sonra roman, başlıkları spiritüel tekâmülün yedili yolunu gösteren yedi bölüme ayrılmıştır. Dördüncü bölüm olan "Eşik Bekçisi" ise kitabın merkezidir ve burada önemli ezoterik hakikatler ve tecrübeler ifşa edilir. Bir romancı, oyun yazarı, bilim adamı, editör ve aktif bir Parlamento üyesi olan Sir Edward, yazıları İngiltere ve Avrupa'da yaygın olarak okunan son derece başarılı bir yazardı. İnsanlığın, boğazına kadar materyalizme gömülmüş olduğu bir çağda halka açıklanabileceğini hissettiği tüm kadim ezoterik bilgeliği bu ezoterik çalışmasında ortaya koymuştu. Bu eser ezoterik edebiyatın en büyük ve öncü çalışmalarından biri olmayı halen sürdürüyor. Bulwer-Lytton iki romanıyla, Zanoni (1842) ve Tuhaf Bir Hikaye (1862) ile edebiyatta Okült Kara Fantezi alt türünü icat etti. Kara Fantezi tanımı Tolkienian tarzı Yüksek Fantezi’nin zıddını ima eder. Akademik eleştirmenler Zanoni'yi genellikle bir künstlerroman (bir sanatçının olgunlaşma romanı) ve Bilim’e karşı Sanat’ın bir alegorisi olarak tanımlarlar, ancak Zanoni aynı zamanda ilk modern İngiliz okült fantezi eseridir. Charles Dickens büyük eseri İki Şehrin Hikâyesi‘nin (1859) final kısmını Zanoni'den almıştır. H. P. Lovecraft’ın kozmik korku ekolünün de Zanoni ve Tuhaf Bir Hikâye ile başladığı, ya da en azından bu eserlerden büyük ölçüde etkilendiği söylenebilir.
Kitabı yayınevimizin satış sayfasından kolayca edinebilirsiniz:
https://www.mavikalemyayinevi.com/index.php?route=product/search&search=ZANON%C4%B0&description=true