2 Temmuz 2014 Çarşamba

GÖÇ


Bir köy meydanındayım. Gökyüzünde bir kıpırtı, ses var, gözlerimi yukarı kaldırıyorum. Kahverengi tavuk sürüleri uçup gidiyor. Ardından çeşit çeşit hayvan sürüleri de uçuyor. Memeli hayvanlar, kuşlar, evcil hayvanlar, uçabilenler, uçamayanlar, hepsi de sürü sürü üzerimizden düzenli gruplar halinde uçup uzaklaşıyor. Yerdeki bir kaç insanla birlikte şaşkınlık içinde izliyoruz. Bazısı tüfekle evcil hayvanları vurmaya çalışıyor. Bembeyaz bir sülün yere doğru inip yanıma geldi. İnanılmaz güzellikteydi, üstünde yer yer gümüş ve altın renkli tüyler vardı. Onu kucağıma alıp okşamaya başladım. "Kafese gerek yok." dedim çünkü kaçmıyordu.
*
Ormanlık bir yoldan geçiyorum. Doğaya bir şey olmuş, her yer kıpır kıpır; yabani hayvanlarla kaynıyor. Kurtlar, tilkiler, tavşanlar, küçük kemirgenler... Hepsi uyum içinde, orman huzur dolu. "Bu orman düne kadar bomboştu." diye aklımdan geçiyor.
*
Doğa'nın işaretlerine dikkat etmeli, hayvanların göçü büyük bir şeyin eşiğinde olduğumuzun göstergesidir.

27 Haziran 2014 Cuma

ASTRAL


Uyandığımı zannettim önce, yatakta otururken, örtünün altından çıkan sol bir ayak gördüm. Aniden irkildim çünkü benim değildi ayak – yetişkin bir erkeğe aitti. Aynı anda da sağımda bir varlığın sesini duydum. Ne insan ne hayvan ne de herhangi bir dünyevi sesle karıştıramazsınız o kısık yarı-canlı/yarı-mekanik sesi. Bir anlık bir korkuya kapıldım ama hemen onu yenerek ayağa kalktım. Bilincim keskinleşerek astral gerçeklikte olduğumu anladım. Bundan sonra yaşanacakların enerji seviyeme ve olayları yönetme ustalığıma bağlı olduğunu hatırladım. Hah, bir de şu ne olduğu belirsiz olan varlığa.
Direkt olarak tavandan çıkabilme ümidiyle önce yatakta zıplamaya başladım fakat birkaç denemeye rağmen tavanın sertliğini aşmayı başaramadım. Sonra cama yönelip açarak dışarıya baktım. Odamın dışındaki gerçeklik dünya gerçekliğinden bir hayli farklıydı. Normalde altıncı katta yaşadığım halde camdan aşağı olan yükseklik çok çok fazlaydı. Sanki 30 kat civarı bir yerde gibiydim. Yükseklik beni biraz düşündürse de endişe çok sürmedi ve dışarı doğru havada iki adım attım. Açık havaya çıkmakla beraber solumda bir ağacın gövdesinin yanında buldum kendimi. Dalları başımın bir hayli üzerine kadar uzayan bu ağaç, devasaydı. Gövdesi o kadar kalın görünmese de uzunluğu şaşırtıcıydı. Solumdaki ağacın yanında bir tüy gibi yavaşça aşağı inerken, tam karşımda dev bir plazma ekran açıldı. Ekranda parlak canlı renkleriyle dev bir mekanik aslan, bana bakıyordu. Bu aslanın mekanik olması, canlı olmasına engel değildi. Çok yüksek bir zeka ve bilinç akıyordu gözlerinden. Ben aşağıya doğru düşerken bu ekrandan bakan aslan da benle beraber düşüyordu. Yolun ortasına doğru birden külçe gibi ağırlaştım ve çok hızlı bir şekilde yere doğru uçtum. Çarpmaya saniyeler kala güvende olduğumu hissettin, ardından yumuşak bir inişle toprağa bastım. Ekrandan bakan aslan hala karşımdaydı. Ekranın görüntüsü yavaşça buharlaşıp sadece aslan kaldı, bana doğru iki adım atarak yere uzandı. Ön patilerini ileri uzatıp başını da onların üzerine koyunca, bir tür saygı, güven ve kabulleniş ifadesinde bulunduğunu anladım.
Etrafıma bakındım nerede olduğumu anlamak için. Kalabalık, aşırı betonlaşmış ve havası pis olan, toprağı kuru, otları sararmış olan bir şehirdi burası. Önümdeki uzun binanın önünde park eden üç aracın plakalarından biri 37, biri 66 diğeri de X ile başlıyordu.  İleride, boğazın dalgalarını ve köprülerini taklit eden sarı renkte sefil bir peyzaj vardı. Sanki boğaz çoktan yok olmuş, hatırası bile doğru dürüst canlandırılamayacak kadar silikleşmişti. İçime bir sızı düştü, üzüntüden nasıl uçacağımı unutacak gibi hissettim. Sadece niyetle denesem de olmadı. Bunun üzerine ellerimi havaya kaldırıp salladım, neyse ki bu işe yaradı. Yükselmeye başladığımda şehirdeki yapılaşma daha da belirginleşti. Yukarı doğru uçtum, uçtum ve nihayet pis hava tabakası bitti, temiz bir nefes aldım. Büyük bir binanın tepesindeki terasa kadar ulaşmıştım. Bu muhtemelen bir iş merkeziydi ve binada çalışanlar terasta konuşlanmış kafetarya masalarında vakit geçiriyordu. Masaların arasında hepsi erkek olan esmer garsonlar dolaşıyordu. Astral dünyanın iki düşmanı, iki içgüdümüzdür ve bunlardan ikincisiyle tekrardan karşılaştım… Bu karşılaşma oradaki varlığımın sonu oldu maalesef.


25 Haziran 2014 Çarşamba

VELİAHT VE ALDATICI





Devasa tapınak benzeri binaların olduğu bir yer ve tepede yeryüzünde gördüğüm en ihtişamlı yapı. Üzerinde semazenlerin pelerini, kırmızı-beyaz şeritler halinde renklenmiş. Tapınak-binaların ışıkları kapalı. Birden ışıklar yandı ve aynı anda dev kırmızı-beyaz pelerin tam tur döndü.




Binaların aşağısında onlarca kadın yeni veliaht-prensi getirdiler. İlahiler eşliğinde onu çevrelediler, eski giysilerini çıkarıp yenilerini giydirmek üzereyken, doğru kişi olup olmadığını anlamak amacıyla olsa gerek "Şifre sözü söyle." dediler. Veliahttan ses çıkmadı. Birkaç kez tekrarladılar, adam "Öyle yükselmektense kırk yıl daha burada kalır çalışırım." dedi... Ya diyecek sözü bilmiyordu ya da ... başımızda bir çorap örülüyor.




Bu kişinin tanımı semboliktir. Görünüşü de semboliktir.




40 yaş başlarında beyaz tenli mavi gözlü 90 kg civarı, dalgalı kahverengi saçları beline kadar uzamış ve serbestçe sırtta toplanmış dikkat çekici bir adamdı bu.




Mavi gözler = manevi enerji ve ekolün sembolü




Dalgalı uzun saçlar = düşüncelerin yoğunluğunun göstergesi, büyük, sıra dışı zeka




Beyaz ten = ruhsal arılık







İkinci Uyarı: Aldatıcı gelmiş....




Onu nasıl tanıyacağım anlatılıyor....




Üçüncü Uyarı: Büyük İskender'i hatırlamam isteniyor. Makedonya değil ama Yunan'ı hatırla.... Ders çıkar...







18-19 Haziran 2014







Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.




Fatır 5