19 Kasım 2015 Perşembe

Beyaz Kardeşlik Öğretisi - Helena Roerich



Enteresandır, yüzyılın kâhini Vanga, Beyaz Kardeşlik Öğretisi ile ilgili bir kehanette bulunmuştur. Konunun eksik kalmaması açısından hem bu kehanetle, hem teosofinin kurucusu Helena Blavatsy’nin Kardeşliğe üye olan üstatlardan (mahatmalardan) edindiği bilgiler iddiası ile ilgili çok kısa bir bilgi verelim. Kehanet aynen şöyledir:

Bir gün yeryüzünden tüm dinler silinecek! Sadece Beyaz Kardeşliğin öğretisi kalacak. Beyaz bir renk gibi dünyayı saracak ve insanların kurtuluşu olacak. Yeni öğreti Rusya'dan gelecek. Ruhsal arınmaya ulaşacak olan ilk ülke budur. Ve buradan öğreti tüm dünyaya yayılacak. Bu 20 yıl sonra olacak. Fakat 20 yıl sonra ilk meyvelerini toplayacaksınız.

Eski bir Hint öğretisi vardır - Beyaz Kardeşliğin öğretisi. Bütün dünyaya yayılacak, yeni kitaplara yazacaklar ve dünyadaki herkes bu öğretiyi okuyacak. Kitabın adı Ateş İncili olacak. (Sidorov, V.Ludmila ve Vanga, 1975)

Vanga'nın bahsettiği öğreti, Thomas Edison'un da bağlı bulunduğu, Helena Blavatsky'nin 7 yıllık Tibet seyahati sonrasında New York'ta kurduğu Teosofi Topluluğu'nun ezoterik kaynaklı öğretisidir. Öğretinin ana felsefesi Blavatsky'nin (1831 Rusya - 1891 İngiltere) "Gerçekten daha üstün bir din yoktur." sözleriyle özetlenir.

Beyaz Kardeşlik topluluğunun amacı, ezoterik felsefenin öğrenilmesi, dünyaya yayılması, bu yolla kainatın "görünmeyen" yönüne ulaşılması ve eğer varsa oradaki varlığın anlamının çözülmesi, bizimle olan ilişkisinin anlaşılmasıdır. Topluluk hiçbir şekilde dogmalardan etkilenmemiştir, etkilemeyecektir; bir dini inancı yayma amacı kesinlikle yoktur. Tek bir hedefi vardır: Gerçeğin üstünlüğüne inanç ve onu bulmaya ve yaymaya olan bağlılık. Din, mezhep, dil, ırk, yaş, cinsiyet farkı gözetilmez. Bu bağlamda Helena Blavatsky tüm dinlerin kaynağı olan eski ezoterik bilgileri ortaya ilk, değişmemiş şekliyle ortaya çıkarmayı amaç edinerek çeşitli kitaplar çıkarmıştır. Eski öğretinin yayılım ve gelişmesini konu eden "İsis Unveiled" adlı kitabı yayınlamıştır. Yine en popüler eserlerinden "Gizli Doktrin"(The Secret Doctrine) adlı kitabında, evren ve insanın evrimi hakkında değişik görüşler dile getirmiştir. Yeni bir öğreti getirmediği görüşünü savunan Blavatsky, eserleri için de doğulu üstatlardan - Mahatmalar'dan yardım almıştır. Bu üstatların Şambala adındaki gizemli topluluğa dâhil olduğu konusunda ciddi iddialar var.

Şambala Efsanesi

Şambala, çoğu efsanede yeri Himalayalar olarak gösterilen gizli bir bölgedir. Bazı yerlerde ona Agarta da denilmiştir. Çin, Rus ve Tibet efsanelerinde, süper-insanların yaşadığı bir yer olarak betimlenmiştir. Kadim Budist yazıtlarda ezoterizmin kaynağı olduğundan söz edilmiştir. Şambala’nın jeografik konumu ile ilgili çeşitli mitler var. Çinliler Kunlon dağını, Yakındoğu öğretileri ise Altayları işaret ediyorlar....


(Şambala-Üstatların İzinde kitabından)

Üstat Morya ile Helena Roerich (Şambala-Üstatların İzinde kitabından)



Üstat Morya

Üstatlar başka dünyaya ait varlıklar gibidirler. Yetenek ve karakter özellikleri bizlerden çok daha farklıdır. Yaşam biçimleri değişiktir, daha çok lakaplara benzer olan isimleri gariptir. Kendi gizli yaşama alanlarına ve gizli bir tarihçeye sahiptirler. Kozmik evrimin daha üst bir basamağında bulundukları söylenebilir. Sonsuz bilgeliğe sahip olan bu Kardeşler bilmediğimiz yabancı bir dil kullanıyor, kısa ve şiirsel konuşuyorlar. Üstat Morya da bu üstatlardan biridir.

Üstat Morya’nın adını ilk defa olarak Helena Blavatsky’nin eserlerinden duyuyoruz. Blavatsky, daha küçük yaşta Üstadın rüyalarına girdiğinden ve 20 yaş doğum gününde Londra’daki Hyde Park’ta yüz yüze karşılaştığından bahsediyor. “Gizli Doktrin” ve “Peçesi İndirilmiş İsis” eserlerini Üstat Morya’nın katkılarıyla yazdığını iddia ediyor. Blavatsky’nin öğretmeninin varlığına karşı birçok eleştiri yöneltilse de teosofi topluluğunun diğer birçok üyesi de Morya ile olan karşılaşmalarından bahsettiler. Blavatsky’nin ölümünden sonra bu isimlere teosofinin üç büyük kurucularından biri ve Amerika ekolünün lideri olan William Quan Judge ile Avrupa kolunun yöneticisi Annie Besant da katılır.

Fakat Üstat Morya’nın işbirliğini en belirgin olarak Helena Roerich’in çalışmalarında göreceğiz. Roerich ile Morya’nın çalışmalarının 1920’den 1940 yılına kadar sürdüğü iddia edilir.

1923 yılında Roerich ailesi Hindistan’a gidiyor. 1926’da bu gezinin çok değerli olan üç hediyesini Moskova’ya beraberinde getiriyorlar: Üstatların Rus halkına hitaben yazdığı bir mektup, Himalayalar’ın toprağının olduğu bir sanduka ve Himalaya Üstatlarının notlarından oluşan (Helena Roerich’in derlediği) “Topluluk” kitabının el yazması. Araştırmalarına devam etmek için aynı yıl içinde Altay’a ve daha sonra Moğolistan’a gidiyorlar. Oradan da Tibet’e doğru yöneliyorlar. 1928 yılında araştırma gezisinin Hindistan’da sonlanmasından kısa bir süre sonra, Batı Himalayalar’daki Kulu vadisine yerleşip “Urusvati Araştırma Enstütusu”nün temellerini atıyorlar.

“Urusvati”, Helena Roerich’in bir diğer ismiydi ve “Sabah Yıldızının Işığı” anlamına geliyordu. Enstitünün onursal başkanı Helena Roerich'ti. Yönetimini oğulları Yuri ve Svetoslav Roerich üstlenmişti. Bu enstitünün amacı Merkez Asya gezisinde yaptıkları araştırmalar, topladıkları bilgiler üzerinde çalışmalar yapmak ve onları geliştirmekti. Kültür, tarih, arkeolojik alanlar, tapınaklar, yerel diller, kitaplar, heykeller, resimler ve her türlü sanat eserini inceliyorlardı. Urusvati Enstitüsü birçok önemli kuruluşla işbirliği halindeydi ve A.Einstein, R.Tagore, N.I.Vavilov, D.Boshet gibi dünyanın önde gelen bilim adamı ve sanatçıları tarafından destek görüyordu. Maalesef Enstitü faaliyetlerine İkinci Dünya Savaşı yıllarında son verildi.

Nikolai Roerich’in ölümünün ertesi yılında, 1948’de Kulu vadisini terk eden Helena, Sovyetler Birliği elçiliğine ve hükümetine defalarca dönmesine izin vermeleri için yazı yazdı. Mektuplarına sürekli olumsuz yanıt almasına rağmen yaşamının son gününe kadar yazmaktan ve anayurduna döneceğine inanmaktan vazgeçmedi. 5 Ekim 1955’te hayata gözlerini yumdu.

Roerich ailesinin, Agni Yoga ve Beyaz Kardeşlik öğretisinin etkinliği konusunda fikir vermesi açısından 25 yıl evveline kadar komünist rejimle yönetilen Bulgaristan’da yarattığı politik karışıklığa bir paragrafla da olsa değinmekte fayda görüyorum.

Bulgaristan’daki Komünist Parti lideri Todor Jivkov’un biricik kızı, aynı zamanda Kültür Bakanı olan Ludmila Jivkova, Agni Yoga ve Beyaz Kardeşliğin tam bir müridi sayılırdı. Bir demir perde ülkesi olan ve ateistliği resmi inanç olarak benimseyen Bulgar devleti açısından bir doğu felsefesi fanının kültür bakanlığı yapması (hem de Liderin kızı olması) hoş karşılanmadı. Ludmila Jivkova daha da ileri giderek, Roerich ailesi ile yakınlaştı ve 1978 yılını Roerich Yılı olarak ilan etti. Himalayalar'daki Roerich Enstitüsünü onarmak için heyet gönderdi, Sofya'da uluslar arası bir Roerich merkezi kurmak için çalışmalara başladı... Küçük ülke Bulgaristan'dan beklenmeyen ve ruhani yönden Sovyetler Birliği'nin önüne geçmesine neden olan cesur adımlar atılıyordu. Beyaz Kardeşliğin ön kalelerinden biri olma yolundaydı.

Roerich öğretisinin 1986 yılına kadar suç sayılarak müritlerinin takip edildiği Sovyetler Birliği bu durumdan hiç hoşlanmadı. Tüm bunların ne kadar payı olduğu bilinmez ama Ludmila Jvikova 1981 yılında, henüz 39 yaşındayken kuşkulu şartlar altında vefat etti. Ölüm teşhisine beyin kanaması tanısı konuldu. Ve tüm bu furya Ludmila Jivkova'nm vakitsiz ölümüyle, başladığı gibi aniden sona erdi.

Jivkova’nın, kâhin Vanga’nın en sadık ziyaretçilerinden olduğu biliniyor.
Renan Seçkin

(Helena Roerich'in Şambala-Üstatların İzinde kitabının önsözünden)

Helena Roerich Kimdir?

Helena Roerich Kimdir?


            1879 yılında Rusya’nın Saint Petersburg şehrinde iyi bir ailede doğan Helena daha çok küçük yaşlarda sıra dışı yetenekler sergilemeye başlar. 7 yaşına geldiğinde 3 dilde okuyup yazar. En sevdiği kitap ise İncil’dir. Genç kızlığı döneminde edebiyat ve Uzakdoğu felsefesi ile ciddi anlamda ilgilenir. Ramakrishna, Vivekananda ve Tagore, en sevdikleri arasındadır. Müzik eğitimini tamamlayan Helena 1901 yılında asrın büyük ressamları arasına adını yazdıracak olan Nikolai Roerich ile evlenir. 1919 yılında aile İngiltere’ye taşınır. Ertesi yıl Londra’da, tamamlanması on yıllar alacak olan  “Canlı Ahlak” veya “Agni Yoga” öğretisinin ilk satırlarını kaleme alır. Bu kitapları, isimlerinin gizli kalmasını tercih eden ve Hindistan geleneğine göre Mahatmalar, Rishiler, Bilgelik Üstatları olarak çağırılan bir grup filozofla birlikte yazdığını açıklamıştır. Kendine insanlığın daha büyük kardeşleri de diyen bu ruhsal öğretmenler, Helena Roerich ile birlikte Agni Yoga kitaplarının yaratıcılarıdırlar.


Annie Besant'ın "İnsanın Soy Ağacı & İnsan ve Bedenleri" Kitabı Çıktı



Annie Besant ilginç bir kişilik…

Bir Marksist ve kadın hakları savunucusu olarak adının hem Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg gibi 19. yüzyılın efsane kadın aktivistleriyle birlikte anıldığını, hem de, spiritualist ve çağdaş okültizmin kurucusu Helena Petrovna Blavatsky’nin sadık bir takipçisi olarak tarihe geçtiğini görürürüz.

Besant’ın marifetleri bunlarla da bitmez: O aynı zamanda kadınların da kabul edildiği “karma mason localarının” (co-masonry) fikir mimarı ve dünyaca ünlü Hintli düşünür Jiddu Krishnamurti’nin de manevi annesidir. Besant, o meşhur Hindistan gezileri sırasında, zekâ ve yeteneklerinden etkilendiği Krishnamurti’yle bir rastlantı eseri karşılaşmış ve evlat edinmiştir.

Politik bir aktivist olarak Besant, gerek konuşmaları gerek de yazılarıyla, sağlıksız endüstriyel koşullarda çalışan işçilerin sosyal haklarından İrlanda’nın bağımsızlığına ya da doğum kontrolünden vejetaryenliğe kadar, radikal sol diyebileceğimiz bir çizgide ateşli mücadelelere girişmiştir.

Karl Marx’ın temel, kuramsal metinlerini ilk kez İngilizce’ye çeviren Edwar Aveling ve ünlü yazar George Bernard Shaw’un, Besant’ın düşünce alışverişinde bulunduğu iki yakın aile dostu olduğunu biliyoruz. Aveling, bir süre Marx’ın kızı Eleanor’la birlikte yaşamış, bir anlamda Marksist öğretinin merkezinde yetişmiş ve Besant’ın düşünce dünyasını oldukça etkilemiş bir entelektüeldi…

Besant, 1887 yılında, Charles Bradlaugh ile birlikte Why I Do Not Believe In God (Neden Tanrıya İnanmıyorum) adında bir kitapçık yayınlamıştı. İlginçtir, 1887, Besant’ın Teozofi Derneği’nin kurucusu H.P. Blavatsky ile de tanıştığı yıldır. Yani ateizm bayrağını göndere çektiği yıl, aynı zamanda Besant’ın reenkarnasyon, durugörü medyumluğu ya da Budist inanç sistemini araştırmaya başladığı yıl olmuştu…

Helena P. Blavatsky, Gizli Öğreti (The Secret Doctrine) ve Peçesiz İsis (Isis Unveiled) gibi kitaplarıyla, hem kendi döneminin, hem de günümüzün yeniçağ öğretilerinin akıl hocası, ilham perisi, “Pallas Athena”sı olmuş bir figür. Manly P. Hall, Blavatsky için “Rus Sfenksi” diyor. Blavatsky’nin mistik karizması ve okült doktrininden oldukça etkilenen Besant da, hayatının ikinci yarısını teozofi derneklerinin yöneticiliğine dek uzanan “spritüal bir misyona” adıyor…

Farabi için İkinci Hoca (Muallim el Sani) denir. Birinci hoca Aristoteles’tir çünkü. Bir anlamda teozofi hareketinin, Blavatsky’den sonra gelen ikinci üstadı da Annie Besant’tır. Dönemin bu iki güçlü kadın figürü arasındaki işbirliği hayatlarının sonuna dek sürmüştür. Öyle ki Madam Blavatsky, Besant’ın evinde hayata gözlerini yummuştur.

Mavi Kalem Yayınları, on dokuz ve yirminci yüzyıl Avrupa’sının, bu sıradışı kişiliği Annie Besant’ın iki küçük kitapçığını tek bir ciltte okurlarına sunuyor. Teozofi ve spiritüalizm meraklıları, bu tarihsel metinleri kitaplıklarında bulundurmak isteyeceklerdir. Herkese iyi okumalar…

Kubilayhan Yalçın