11 Haziran 2018 Pazartesi

Tapınaklar Gezisi ve Gizemli Ateş Topu



Yıllar önce, Kahin Vanga’nın hayatını araştırdığım günlerde Samothraki adasıyla ilgili kehanet niteliğinde ettiği sözleri öğrenmiştim. Vanga’ya göre Samothraki’de toprağın altında öyle bir tarih vardı ki, bulunması halinde tüm dünya tarihi değişecekti.
“Kahin Vanga” kitabımda yer alan bu kehanet şu şekilde: “Bu Yunan ada, binlerce yıl evvel yaşamış ruhlarla doludur. Ada kıyılarına yakın, çok derinlerde arkeologların büyük ilgisini çekecek şeyler yatmaktadır. Onları görüyorum: büyük ustalıkla işlenmiş mermer sütün parçaları. Bunlar, devasa tapınak ve sarayların kalıntılarıdır.
Henüz bulunmadılar, ama bir gün denizden çıkarıldıkları zaman büyük sansasyon yaratacaklardır.”
Acaba Vanga, denizlerin çok derinlerinde yatan bu hazine değerindeki tarihin son buzul çağında sular altında kalan eski medeniyete ait yerleşimler olduğunu mu ima ediyordu?
Samothraki – Delphi – Atina ve Petriç tapınaklar turu gezi rehberimiz İlhan bey, hem arkeolog hem de tarih öğretmenidir. Kendisinden son derece önemli bilgiler öğrendik, şaşırdık, büyülendik. Rehberimizin zihni, büyük bir “antik tarih” arşivine sahipti ve özellikle kadim Traklar, Pelasgiler, Bogomiller, Mezopotamya ve Anadolu tarihi konusunda uzmandı. Bulgaristan’ın Kazanlık şehri civarında birkaç yıl evvel tüm dünyayı şoke eden altın hazinesinin tüm dünyayı dolaştığını; New York müzesinde 8 milyon ziyaretçiyi ağırladığını; Anadolu’dan Adriyatik kıyılarına kadar yayılmış Trak kavimlerinin bu eserlerinin Mısır piramitlerinden 2 kat eski olduğunu; Trakların günümüzden 10 bin yıl evveline dek izlerini sürdüklerini ancak nereden geldiklerinin tespit edilemediğini; Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarında suların altında derinlerde 60 metreye inene dek birçok tarih eseri yattığını kendisinden öğrendik. Bu derinlikte insan yapımı eserlerin olması, onların son buzul çağı sürecinde sular altında kaldığını göstermektedir. Buzul çağı 12 bin yıl evvel başlayıp 4 bin yıl sürmüş, o vakitler birer göl olan Karadeniz ve Marmara’yı denize çevirmiş, oluşan boğazlardan taşan su, Samothraki, Gökçeada, Bozcaada ve diğer adaları ortaya çıkarmıştır. O vakte kadar bu adalar karayla bağlantılı haldeydiler. Bu demek oluyor ki Traklar ve yerleşimleri hiç yoktan Tufan evveliydiler. Acaba Vanga’nın Samothraki adasındaki toprağın altında görmeyen gözleriyle gördüğü tarihi eserler de bu kadim medeniyete mi aitlerdi?
Ezoterik araştırmacılar, Trakların ve Pelasgilerin, batık Atlantis ile ilişkili olduğu konusunda görüş bildirirler. Büyük Atlantis medeniyetinin ve kıtanın batışından önce olacakları bilen birkaç inisiye rahip bugünkü Avrupa’nın yolunu tuttu, kuzeyden İskandinav topraklarına girdi, sonradan ortaya çıkacak Keltlerin ve Druidlerin, proto-Trakların topraklarından geçti ve…. bugünkü Samothraki adasına geçip gizemli bir tapınak kurdu. Bu “üstün” insanlar, yerel halklara göre tanrı gibi göründüler ve sahip oldukları bilgileri sebebiyle zaten bize kıyasla gerçekten de öyleydiler. Tarihsel kayıtlarda ve ezoterik-okült literatürde onları Kabiri tanrıları olarak okuyabilirsiniz. İşte Samothraki’de halka kapalı olarak tuttukları bu ilk ve tek tapınak da onların eseriydi. Onun eşi benzeri yoktu. O, “tanrıların” yaşadığı sonuncu yerdi. Diğer tüm tapınaklar bir veya birkaç tanrıya ibadet etmek için kurulmuşken bu tapınak bizzat tanrıların eseriydi. Samothraki adasındaki tapınak bugün hem arkeolojik değer bakımından hem de gizli ilimlerle uğraşan bizler açısından olağanüstü önemdedir. Arkeoloji dünyası, onun gizemini henüz ortaya çıkaramamıştır, tıpkı Göbeklitepe gibi. Ancak bizim bazı önermelerimiz var.
Adaya günde bir veya iki tarifeli sefer sayesinde 3 saate yakın süren feribot ile ulaşılmaktadır. Adaya gitmek de zor dönmek de zordur. Ancak inanın bana buna değer. Orfe’nin inisiye olduğu, Büyük İskender’in eğitim gördüğü adadır, babası Philip ile annesinin tanıştığı ve ilk kutsal birlikteliğini yaptığı yerdir. Büyük İskender’in ebeveynlerinin gerdeğe girdiği yere basmak bize nasip oldu J En yüksek rahiplere ayrılan binanın duvarlarında bugün hala ikisi duran iki büyük yuvarlağa yakın taş bulunmaktadır. Bu taşlar aslında üçtür, ancak üçüncüsü sadece metafizik gözle görülmektedir. Boyut kapısını gösteren üçüncü taşı görebilen kişi, büyük rahip olmaya hak kazanmaktadır. Benim tam orada yaşadıklarım bende kalsın…
Yazıyı sonlandırırken kısaca Delphi tapınağındaki “ateş topu” hadisesini anlatmayı isterim.
Ertesi sabah 8 feribotuyla Samothraki adasından ayrılıp saatler süren bir yolculuktan sonra Delphi yerleşkesine gittik. Vardığımızda gece vaktiydi, ertesi sabahı beklemeye sabredemeyince hepimiz tapınağın yolunu tuttuk. Dik dağların içerisinde, karanlığın içinde olağanüstü parlak ve yakın görünen yıldızlarla büyülenmişken, hiçbir korku veya tedirginlik hissetmeden yürüye yürüye otellerin olduğu bölgeden çıktık ve ormanlık yolu takip ederek tapınağa vardık. Haliyle kapalıydı, dolayısıyla dağın son yol dönemecine kadar gidip, bir müddet oturduk. Herkes kendince meditasyon yaptı, binyılların enerjisini taşıyan, huşu veren enerjiyi hissetti ve dua etti. Dönüşe geçtiğimizde gece yarısını geçmişti. Araba geçmeyen ve tek tük sokak lambalarının aydınlattığı yolda birbirimizden uzaklaşmadan yürüdük. Aniden sol tarafımda, geriden ileride duran arkadaşlara doğu hızla giden bir ateş topu gördüm, sıçradım ve büyük bir çığlık attım. Bu top aşağı yukarı futbol topu büyüklüğündeydi, ışıklıydı ama sanki içinde bir şeyler varmışçasına duruyordu, yani yarı saydamdı veya plazma gibi bir şeydi. Yerden yaklaşık 1 metre yükseklikte, yatay olarak hareket etti, 10 metre kadar gidip, öndeki arkadaşların arasına daldı, onları geçti ki gözden kayboldu. Hemen yanımda duran Havvanur arkadaşım da onu bir anlığına görmüş, ancak ne olduğunu anlayamamıştı. Ayrıca Nermin arkadaşımız da göz ucuyla “çok hızlı bir şeyi” gördüğünü söyleyecekti. O neydi bilemedik ama yerden çıkan bir gaz veya enerji çeşidi olmadığı kesin, çünkü yatay ilerledi ve içimizden geçip gitti. Belki de, dualarım esnasında gelmesini istediğim bir işaretti. O her neyse, beni derinden etkiledi…
Buraya gelmek isteyecek kişilere tapınağın bir uyarısı olduğunu söylemeyi görev ve borç biliyorum. Zeus'un dünyanın merkezi olarak belirlediği bu Tapınak, tüketici ve çıkarcı insanlardan yorulmuş usanmış durumda. Lütfen sadece sevgi veya bilgelik için ziyaret edin. Kutsal yerleri kişisel meselelerinizle kirletmeyin.

Renan Seçkin

1 yorum: